lørdag 30. mai 2015

Norveç'te bir Türkiyeli milletvekili: Gülay Kutal


Avrupahaber.net, Ortakhaber'de de yazıları yayımlanan, Norveç Sosyalist Sol Parti'nin Türkiye kökenli milletvekili Gülay Kutal ile yeni seçimlerde de aday olması üzerine bir söyleşi yaptı. Söyleşiyi okurlarımızın da ilgisini çekeceğini umduğumuz için yayımlıyoruz. Avrupa'daki sol partilerde milletvekilliğine giden yol bizdekilerden farklı mı, farklılık nerelerde kendini gösteriyor, neden sosyalist partiler oralarda daha başarılı oluyor gibi kimi sorulara söyleşiyi okuyup karar veriebilirsiniz...


Ben Gülay Kutal. İstanbul'da doğdum büyüdüm. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği'ni bitirdikten sonra Oslo Üniversitesi'nde Bilgisayar üzerine master yaptım. Evliyim. Bir kızım var. Son 30 yıldır Oslo'da yaşıyorum. Bu şehirde temizlikçilik, öğretmenlik ve bilgisayar yöneticiliği yaptım. Josteien Gaarder'in "Sofi'nin Dünyası" adlı kitabı da dahil olmak üzere çeviriler yaptım. 2004 yılında "Uluslararası en iyi 10 kadın" (Top 10 International Women) ödülüne layık görüldüm. Şu an, işte geri kalan zamanda politikayla uğraşmanın yani sıra, Norveç'in Güney-Doğu bölgesindeki hastanelerin İT sistemlerinden sorumlu olan Sykehuspartner adlı şirkette yönetici olarak çalışıyorum.
Son 13 yıldır Norveç'teki partiler arasında bence en gerçekçi sol alternatifi teşkil eden Sosyalist Sol (SV) partisinin üyesiyim. Norveç'te yaşayan göçmen kökenli vatandaşların hakları ve sorumlulukları üzerine çalışmak istediğim için politikaya atıldım. Bu konudaki politikaların asimilasyon değil entegrasyon amaçlı olması için de özel bir çaba harcamaktayım.
Partinin mahalli örgütlenmelerinde çalışıp, sosyalist kafeler düzenlemekten, sabahları tren çıkışlarında broşür dağıtmaya dek pek çok pratik görevler üstlendim. Partide "Etnik Eşitlik" konusunda çalışan bir komite oluşturmasında öncülük yapanlardan biri oldum. Bu komitenin 8 yıldır başkanlığını yapıyorum. Ayrıca partinin genel kurulunun tüm üyelerinin hemfikriyle merkez komitesine getirildim ve 10 yıldır burada da görev yapıyorum. Bu pozisyonda hem günlük politikalar üretiyor, hem de partinin stratejik ve ideolojik çabalarını, duruşunu belirlemeye katkıda bulunuyorum.
Üç sene önce halkımızın da desteğiyle mahalli seçimleri kazanarak Oslo Eyalet Meclisi'ne girdim. Bu vesileyle beni ve partimi destekleyen herkese teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Dolayısıyla üç senedir normal işime ek ve ücretsiz olarak Oslo Eyalet Meclisi'nde SV milletvekilliği yapıyorum. Yıllar önce geldiğim kent bugünkü Oslo'dan farklıydı. Çocuğum benim yaşıma geldiği zamanki Oslo da bugünkü Oslo'dan farklı olacak. Ancak şurası kesin: ben, hem kendi çocuğumun hem de diğer bütün çocukların, yıllar önce beni dayanışma ve refahıyla büyüleyip, kendisine bağlayan bir Oslo'da yaşayabilmeleri için elimden geleni yapacağım.

Belediye Meclisi'nde milletvekilliği
Oslo'da son üç senedir partimin dört milletvekilinden biri olarak Belediye Meclisi'nde görev yapmaktayım ve önümüzdeki sene yapılacak yerel seçimlerde yeniden adayım. Kazanma şansım oldukça yüksek çünkü SV listesinde tercihli adaylardan biriyim. Kadın ve göçmen olmamın, bunun yanı sıra tüm şehri kucaklayıp birleştirebilecek bir kişiliğe de sahip olmamın önemli özellikler olduğuna inanıyorum. Ancak yine de meclise seçilebilmem bana verilecek tercihli oylarla mümkün olacaktır. Bu açıdan Oslo'daki vatandaşlarımızın, ki Oslo'da oy verme hakkına sahip 4 binin üzerinde Türkiye kökenli seçmen var, beni desteklemelerini bekliyorum.
Tercihli oylar hem oyunuzu verdiğiniz partinin adaylarına hem de başka partilerin adaylarına verilebiliyor. Oyunuzu SV'ye veriyorsanız ve beni desteklemek istiyorsanız adımın yanına bir çarpı koyuyorsunuz. Oyunuzu SV'ye vermiyorsanız, yine de adımı listeye ekleyerek partimi değilse bile beni destekleyebiliyorsunuz. Kaç kişiye böyle tercihli oy kullanabileceğiniz konusunda bir kısıtlama yok.
Seçimleri kazanıp Oslo'yu yöneten 59 kişinden biri olmaya devam etmek için sabırsızlanıyorum.
Meclisteki görevim boyunca halkla ilişki içinde olmaya son derece önem verdim. Örneğin yarın, Norveç Türk Dernekleri Federasyonu'nu ziyarete giderek onlarla anadil eğitimi ve koruyucu aile uygulamaları ile ilgili olarak görüş alışverişinde bulunacağım. Dileğim mümkün olduğu kadar çok kişiye erişebilmek. Nereye davet edilirsem seve seve gidiyorum. Bu bana halkı tanışma, onları dinleme ve anlama, ve ihtiyaçlarını meclise taşıma imkanı veriyor.

Politik görüşlerim
SV'nin ana sloganı "Farklı insanlar / Eşit imkanlar"dır. Bu bence çok önemli. Sosyal statüsü, eğitimi, kazancı ne olursa olsun herkesin aynı temel imkanlara sahip olması lazım. Ana okulu, okul, yüksek öğretim, sağlık ve toplu taşımacılık gibi hizmetlerden herkes eşit oranda yararlanabilmeli. Bu hizmetlerin temel sorumluluğu devlete ait olmalı. Çünkü bu alanlar kâr amaçlı hizmet anlayışıyla hareket eden özel sektöre bırakılamayacak kadar önemli toplumsal hizmetler.
Benim politik tercihlerim "eşit imkanlar" üzerine kurulu. Bence bu çok önemli. insanların nereden geldiklerine, sosyal altyapılarına, anadillerine, dinlerine göre ayrılmaması gerektiğini düşünüyorum. Kadınlar erkeklerin, düşük gelirliler yüksek gelirlilerin, göçmenler Norveçlilerin sahip olduğu haklara, imkanlara sahip olmalı, diyorum.
Öncelikle ilgilendiğim yerel politika ile ilgili konular arasında şunlar var:
► Kısa vadede "gratis kjernetid" sunup, uzun vadede ana okullarını parasız yaparak, göçmen kökenli çocukların okula başlamadan Norveççeye iyice hakim olması.
► Tüm çocukların eşit oranda faydalanabilmesi için, okul sonrası faaliyetler sunan Aktivite Okulu'nun ucuzlaması
► Maddi durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının kültürel faaliyetlere ve tatil projelerine katılabilmesi için ödenek ayrılması.
► Göçmen kökenli kadınların iş hayatına katılmasının önünü açmak, onları maddi ve manevi desteklemek.
► Gençlerin lise eğitimlerini tamamlamasını sağlamak için gereken tüm tedbirleri almak.
► 25 yaşın altındaki gençlere ya eğitim ya iş garantisi.
► Bir çocuğun anadilini iyi bilmesinin onun gerek Norveççeyi öğrenmesi, gerekse kimliğinin oluşmasında büyük öneme sahip olduğuma inanıyorum. Bunun için çocuklara anadil eğitimi verilmesi.
► Her türlü ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele etmek.
► Oslo okulları arasındaki büyük farkları kapatıp tüm okulların eşit derecede kaliteli eğitim vermesini sağlamak. Bunun için en önemli koşullardan beri yeterli sayıda öğretmen kaynağı sağlamak ve öğretmenlerin sürekli kendilerini geliştirmelerinin koşullarını sağlamak
► Belediyenin ana okullarını, yaşlılar evlerini ve diğer kurumlarını özelleştirmesine son vermek
► Her türlü kültürel çabayı desteklemek
► Çevreyi korumak, toplu taşımacılığı arttırmak ve ucuzlatmak, ve şehirde bisiklet kullanımını arttıracak önlemler almak


Oslo'nun sorunları
Bence Oslo'nun en büyük sorunu sınıfsal farklara bağlı olarak ikiye bölünmüş bir kent olması: Doğu Oslo ve Batı Oslo. Oslo'nun batısında yaşayanlar, doğusunda yaşayanlardan ortalama 13 yıl daha uzun yaşıyorlar! Oslo'nun doğu bölgelerinde sağlık problemleri daha yüksek, eğitim oranı daha düşük. Bu, Türkiye'de büyük şehirlerde görmeye alışık olduğumuz bir tablo, örneğin İstanbul'da gecekondu bölgeleriyle Nişantaşı, Bağdat Caddesi vs. gibi lüks semtler arasındaki farka benziyor.
Oslo'nun doğusu ve batısında yaşayan insanlar arasındaki sosyal farkların giderilmesi yolunda çalışmaya öncelik veriyorum. Yuvaların ve Aktivite Okulu'nun da daha ucuz hatta parasız olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunlar tüm çocukların faydalanması gereken olanaklardır.
Oslo'nun pek çok okulunda göçmen kökenli çocukların oranının Norveç kökenli çocuklardan çok daha fazla olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Göçmen kökenli çocukları zenginlerin olduğu bölgedeki okullara otobüsle taşımak gibi önerileri desteklemiyorum. Bence sorun kalite sorunudur. Devlet ve belediye göçmenlerin ağırlıklı olarak yaşadığı bölgelerdeki okullara daha çok destek vererek, eğitim kadrosunun ve yöntemlerinin kalitesini artırarak bu okulların çekiciliğini arttırırsa, doğal bir kaynaşma sağlanır diye düşünüyorum.
Toplumsal entegrasyon her şeyden önce konut politikalarıyla ilgilidir. Lüks semtlerde belediyenin sahip olduğu evler yapılması, bunların piyasa fiyatının altında satılması ya da kiraya verilmesi sağlanırsa hem okullar hem sosyal çevreler daha heterojen bir yapıya kavuşabilir.
Çalışanların haklarını savunmak benim için çok önemli. Bildiğiniz gibi Adecco skandalı bize belediyenin özel şirketler aracılığıyla çalıştırdığı personeline hiç iyi bakmadığı, onları adil olmayan koşullarda çalıştırdığını gösterdi. Bunun önlenmesi lazım. Hem Norveçli vatandaşların hem Oslo'ya çalışmaya gelen yabancı asıllı işçilerin haklarının gözetilmesi gerek.
Oslo'nun büyük sorunlarından bir başkası da uyuşturucu sorunu. Jernbanetorget'nin dışındaki çoğu genç ama sefil görünüşlü uyuşturucu bağımlılarıyla karşılaşınca bir refah devletinde olduğumuzu unutuyor insan. Bu insanların bu dertten kurtarılması ve topluma kazandırılması gerekiyor.

Çok kültürlülük: sorunlarımız ve bize düşen görevler
En önemli konulardan biri de Oslo'nun giderek çok kültürlü bir şehir, çok çeşitlilik gösteren bir toplum halini alması. Bence bu güzel bir şey. İstanbul'da yetişmiş biri olarak her çeşit insanın bir arada yaşamasına alışkın ve bunun topluma bir zenginlik kattığını düşünüyorum. Su an Oslo'da yaşayanların dörtte biri yabancı kökenli. Oslo'da 200'ün üzerinde değişik ülkeden gelen insanlar bir arada yaşıyor. Bu insanların arasındaki ortak şey Norveççe konuşmak ve Norveç'te yaşamak. Bu yüzden iyi dil bilmek ve Norveç'in yasalarını ve yazılı olmayan adetlerini iyi bilmek şart. Bu konuda devlete olduğu kadar göçmenlere önemli görevler düşüyor.
Tüm bunların yanı sıra, Türklerin özellikle hangi konularda şikâyetçi olduğuna bakarsak bunların arasında oturum ve çalışma izni sağlanmasında yaşanan sorunlar, Türkiye'den akrabaların ziyareti sırasında yaşanan vize sorunları, iş ve ev bulmada yaşanabilen sorunlar var. Dil, kültür ve din çerçevesindeki çabalara ve örgütlenmelere gereğince destek bulamamaktan da yakınılıyor. ırkçılık ve ayrımcılığa maruz kalmak da şikayetler arasında. Bunlar Türklerin Norveç'e ve Norveç toplumuna uyumunu (entegrasyon) zorlaştıran konular.
Toplumsal uyumun sağlanmasında Norveç kurumlarına ve Norveçlilere olduğu kadar, göçmenlerin üzerine de büyük sorumluluklar düştüğü kanısındayım. Göçmenler toplumsal dayanışmaların içine girmeli, okul aile birliklerine, spor ve kültür derneklerine, apartman yönetimlerine, partilere... kısacası toplumun değişik kesimlerinin bir araya geldiği tüm alanlara katılmaktan çekinmemeliler. Geleceğe yatırım yaparken, bunun için örneğin kendi vatanlarında ev almak için para biriktirirken, buradaki hayata katılmayı ertelememeliler, çocuklarından buradaki boş zaman faaliyetlerine katılma imkânını esirgememeliler. Kendi içlerine kapanıp kalmamalılar. içinde yaşadıkları toplumu, Norveç kültürünü, kurallarını, dinini, adetlerini tanıyıp anlamaya özen göstermeliler. Ancak böylelikle kendi adetlerini daha iyi koruyup savunabilir, kendi kimliklerini daha güvenli bir şekilde oluşturabilirler kanısındayım.
Seçimlerde oy kullanmak ise bize düşen görevlerin en önemlilerinden biri.

1 kommentar:

  1. Gülay hanım;Ben Türkiyeden iki çocuğumu alıp Norveç e sığındım.Tr de ögretmendim.Şu an Refstad kampındayım.Ögretmenlerin üzerindeki baskılar çok daha fazla.Interviu görüşmesini bekliyorum.Bazı konularda yardiminiza ihtiyacım var.Insan hakları derneği üyesiyim.Sosyal demokratım.Bana watsup dan ulasabilirseniz mutlu olurum Saygılarımla basarilarınızın devamını dilerim.Takipçinizim.Lale Ateş +905055704104

    SvarSlett