torsdag 22. juli 2021

22 Temmuz - Terörist Breivik ve avukatı

 

Terörist Breivik ve avukatı 

Oslo bakanları arasında en tanınmış isimlerden biri, belki de en tanınmışı, Oslo’nun Sanayi ve İskan bakanı Geir Lippestad. Kendisiyle birlikte çalışmak ayrıcalığına sahip olduğum Lippestad, Norveç’in dünyaca tanınmış teröristi Breivik’in avukatlığını yapmış bir hukuk adamı aslında! 


Bilindiği gibi, Norveçli ve aşırı sağcı ideolojiye mensup terörist Anders Breivik, 22 Temmuz 2011 tarihinde, Norveç’in ve belki de dünyanın bugüne kadar görmediği bir şekilde, biri Oslo’nun merkezinde diğeri Oslo’nun biraz dışındaki Ütöya Adası’nda olmak üzere iki büyük terör eyleminde, aynı günde ve neredeyse teker teker 77 kişinin canını aldı. Nazi yanlısı sitelerde yazılar yazan, English Defence League gibi aşırı sağcı organizasyonlarla ilişkisi bulunan teröristin, bu büyük katliamının temelinde aşırı milliyetçi ve İslam karşıtı görüşleri yatıyordu. 


Breivik’in infaz kararına maruz kalanlar, genelde “düşmanla” işbirliği içinde olduğuna inandığı solcular, özelde de o tarihte iktidarda olan İşçi Partisi hükümetinin bakan ve bürokratlarıyla, partinin gençlik koluna mensup ve gelecek vaat eden gençlerdi. Breivik, İşçi Partisi’ni, Müslümanların Norveç’e girmesine engel olmayarak ülkenin İslamlaştırılmasına  ya da “Araplaştırılmasına” göz yummakla suçluyor, şu an toplumun cinayet işlemek zorunda kaldığı için kendisine kızgın olduğunu, bunu anladığını, ancak ileriki kuşakların ülkesini İslamlaşma tehlikesinden kurtardığı için kendisine teşekkür edeceğini savunuyordu. 


Breivik’in 1500 sayfalık manifestosunu hala internette bulabilmek mümkün . İslam’ın iflah olmaz bir din olduğu konusunda sayfalarca yazdıktan sonra, Breivik 733. sayfada “Atatürk yaklaşımının” da çoktan basarisiz olduğunu yazıyor ve Avrupa demokrasisini koruyabilmek için Müslümanların Avrupa’dan atılmasının niçin gerektiğini şöyle “açıklıyor”: 


Pek çok ılımlı kültürel muhafazakar, sadece Şeriat’ı yasaklamakla Müslümanların entegre olmasının sağlanabileceğini sanıyor.


Ama bu tür “Atatürkçü yaklaşımlar” problemi çözmez, sadece erteler. Türkiye 90 yıl önce, Atatürk zamanında askeri güç uygulayarak, zorla laik oldu. Peki sonuç? Şeriat 80-90 yıl boyunca pusuya yattı. Avrupa Birliği’ne girebilmek için bazı serbestiler getirilince, elverişli bir durum ortaya çıkar çıkmaz, uyuyan dindarlar uyandı ve son seçimi İslamcı ittifak kazandı. Ordunun desteklediği Türkiye’nin laik elitleri, şimdi antidemokratik bir biçimde çoğunluğa (İslamcı ittifaka) uymayı reddediyor. Türkiye bu yüzden diktatörlük konusunda ders kitaplarına iyi bir örnek oluşturuyor. Atatürk başarısız oldu çünkü İslam tahmin edemeyeceğiniz kadar dayanıklıdır. Islam’ı Şeriat’tan (ve tüm politik yanlarından) ayırmak imkansızdır.


Müslümanları bir süreliğine laik olmaya zorlayabiliriz ama 90 yıl beklemek sorunda kalsalar da, daha çok Şeriat istemi yeniden hortlayacaktır.  Bu esnada da İslamcılar çoğunluğu elde edecekleri için, tüm istediklerini demokratik bir bicimde yapabileceklerdir. 


Dolayısıyla, ironik bir şekilde, şimdi Müslümanları sınır dışı etmezsek, onlar çoğunluğu ele geçirecekler, ve bizim de tek yapabileceğimiz şey demokratik olmayan bir şekilde onları bastırmak olacaktır. (...) Ben demokrasinin güçlü bir savunucusu olarak bu faşist yaklaşımı destekleyemem. Bu yüzden, bizler, Avrupa’nın kültürel muhafazakârları ve anti-faşistleri demokrasi ve özgürlüğü korumak için elimizden geleni yapmalı, gücü ele geçirip katı ama adil bir demokrasi uygulayarak faşist bir diktatörlüğü engellemeliyiz. Bu, ancak, zamanı geldiğinde silahlı mücadele ve askeri darbeyle mevcut “multikulturalist” (cok kültürcü) Batı Avrupa yönetimlerini devirmekle olacaktır. Bu, uzun dönemde demokrasiyi koruyabilmemizin tek yoludur. Evet, bu kanlı olacaktır. Ama demokrasi, ülkelerimiz ve insanlar için değilse ne için gereklidir bazı fedakârlıklar?  


Bu islamofobik mantık sadece manifestonun içinde yazılı sözlerden ibaret olsaydı keşke. Bu “mantığın” çoğu genç olmak üzere 77 kişinin canına mal olmuş olması inanılmaz bir şey!  


 

Breivik’in terör eylemlerinden beş gün sonra “Norveç'te terörist imajı değişiyor” başlığı altında Turnusol’da şunları yazmıştım:


Norveç toplumunda üç şeyi gözlemleyebiliyorum: Birincisi, son yıllarda internette ırkçı ve Müslüman karşıtı yazıların hem sayısında hem de içerdiği nefret, kullanılan dil açısından ciddi bir tırmanış. İkincisi, popülist sağcı, İlerlemeci Parti'nin (Fremskrittparti) oylarının artıyor olması ve hemen hemen bütün partilerde bir sağa kayış gözlenmesi. Son olarak da, sıradan Norveçliler arasında "Hıristiyan kültürün korunması" gerektiği yolundaki söylemlerde artış. Kendilerini "bireysel Hıristiyan" ya da "kültürel Hıristiyan" olarak tanımlayanların sayısı 10-15 sene öncesinde belki yüzde on civarındayken, bu oranın  şimdilerde yüzde otuzlara çıktığı tahmin ediliyor.


Anders Behring Breivik'in aşırı sağcı örgütlerle ve kişilerle ilişkisi olduğu ortaya çıkmakta. Kendisi de modern bir 'Haçlı şövalyesi'. Avrupa'yı Müslümanlardan korumak adına kendini feda edecek kadar "kahraman" bir şövalye!


Breivik iki şeye karşı: kültür marksistleri (ya da multi-kültüralistler) ve Müslümanlar! Avrupa’nın bu gidişle Müslümanlar tarafından istila edileceğine, Norveçli solcu politikacılarınsa bizi bu istiladan koruyacağı yerde saldırganlarla işbirliği yaptığına inanıyor.


Kendi kendime, böyle düşünen birinin neden bir camiye değil de, yaz kampındaki genç politikacılara saldırdığını sordum. Anlaşılan o ki, bu aşırı sağcı ve ırkçı gözü dönmüş terörist, “düşmandan” çok “düşmanla işbirliği yapan kendi politikacısını” suçluyor. Irkçılığıysa Müslümanlara değil, Müslümanlığa yönelik. Kişisel olarak teker teker Müslümanlardan nefret etmediğini söylüyor, hatta zaman içinde Müslüman arkadaşları da olmuş. Ancak Müslümanların inandıkları her şeyin yanlış ve tehlikeli olduğunu söylüyor.


Bu trajedide belki de tek olumlu şey şu: Şimdiye kadar Norveç'te ve tüm Batı'da, "Tüm Müslümanlar terörist değil tabii ama, tüm teröristler Müslüman!" deniyordu. Aşırı sağ zihniyetin bu korkunç teröründen sonra, en azından artık bunu söylemek mümkün olmayacak.


O günlerde Aftenposten redaktörü Per Anders Madsen de benzer bir yaklaşımla şöyle diyordu:


"Bu terörü İslamcılar yapmış olsaydı, giderek daha çok kültürlü bir yapıya dönüşen Norveç toplumu, kendini bir güven krizinin içinde bulacaktı. Politikacılar ve kamuoyunun görüşlerini oluşturan diğer aktörler bu tür eylemlerin arkasında aşırı güçlerin olduğunu ve tüm Müslümanların bu tür katillerden sorumlu tutulamayacağını söylese de. Katilin bir Norveçli çıkmasıyla Müslümanların rahat bir nefes aldığını sanıyorum. Bu da çok doğal.


Dolayısıyla Norveç şimdi başka bir krizin içinde. Bir sürü soru cevaplanmayı bekliyor: Anders Behring Breivik'i anlamak gerekiyor mu? Öyle ise onu nasıl anlayacağız? Norveç'in kendi içinden biri nasıl oldu da böyle ölümcül bir fanatizme kayabildi? Bunda yıllardır ekilen milli duyguların, kutuplaşmaların ve korkuları yayan parti ve medyanın rolü ne oldu? Aşırı uçlarla mücadele ederken polis, akademisyenler ve medya sadece aşırı islamcı örgütlerin derdine düşüp, görmesi gereken başka uçlara kör mü kaldı?


Hükümet merkezindeki ve Utoya'daki olaylar gerçekten korkunç. Şu anda yas tutan Norveç halkı, daha sonra işte bu sorulara cevap vermeye çalışacak." 


Olaydan bir hafta sonra, 29 Temmuz 2011’de bloğumda yazdığım yazıda, Norveç’teki Türklerin ve Müslümanların, ve genel olarak tüm toplumun terörün ardından yaşadıklarını şöyle dile getiriyordum:


Şehrin merkezindeki bakanlık binalarına yönelik bombalı saldırıdan sonraki ilk saatler içerisinde herkes saldırıyı İslamcı terör gruplarından birinin yaptığını düşündü. El Kaide’nin adı geçmeye başladı. Bu durum göçmenleri ve özellikle Müslüman göçmenleri çok tedirgin etti. Konuştuğum Türklerin pek çoğu ”Eyvah, yandık!” diyorlardı. Bunun Norveç’te ve Avrupa’da yabancı düşmanlığını arttıracak bir eylem olmasından korkuyorlardı. Nitekim sonradan gazeteler, bomba haberiyle Ütöya’da gençlik kampında ateş açıldığı haberli gelene kadar geçen o kısa sürede, Müslümanların taciz edilmesi olaylarının yaşanmaya başladığını  yazdı. Örneğin, o sırada Oslo’nun zengin bölgelerinden birinde elinde dört yaşındaki kızıyla yürüyen Müslüman bir kadın, birinin kendisine ”Pis çöplük!” diye bağırdığını anlatıyordu.


Ama olayın aşırı sağcı ve ırkçı bir Norveçli tarafından yapıldığının anlaşılmasından sonra herkesin duygularında büyük bir değişiklik oldu ve toplum tek kelimeyle şoka girdi! Terörü El Kaida gibi örgütlere mal etmeye alışmıştık. Onların davasını çok konuşmuştuk. Ancak şimdi, sakin ve saygılı insanlardan oluşan Norveç toplumunda nasıl olup da Norveçlilerden biri böyle bir katliama girişebilmişti? “Aramızdan biri” nasıl olup da Müslümanlardan ve çok kültürlü bir Norveç’ten böylesine nefret edebiliyordu? 


Sanıyorum kimi Türkler ya da genel olarak kimi Müslümanlar teröristin bir Norveçli olduğu ortaya çıktığında bir şekilde rahatladılar. Ancak bu ”oh olsun, cani onlardanmış” şekline hiç dönüşmedi. Çünkü Norveç’te Norveçli ahbaplarıyla ve iş arkadaşlarıyla huzur içinde bir arada yaşayan pek çok Türk için, konu onlar ya da biz değildi. Herkes bu toplumsal facianın hepimize, her şeyden önce de demokrasiye yöneltilmiş bir darbe olduğunun farkındaydı. Zaten terörist, Müslümanlardan çok demokrasiye karşıydı. Yoksa neden hedef olarak bir camiyi değil de politikanın kalbini ve geleceğin politikacılarını hedef seçsindi?


Bu korkunç eylemin ardından “soğuk” insanlar diye tanımlanan Norveçliler bir günde sıcak bir topluma dönüştü. Teröre, nefrete, kitlelerin katliamına karşı duran, barış ve demokrasiden vaz geçmeyeceğini bağıran insanlarıyla Norveç, tarihinde ikinci Dünya Savaşı'ndan beri ilk kez bu kadar büyük bir şekilde, günlerce, on binlerce insanın toplandığı büyük kalabalıklarla teröre karşılık verdi. Halk, başbakan Stoltenberg’in “Biz asla nefret etmeyeceğiz. Şiddete şiddetle değil, sevgiyle karşılık vereceğiz” diyen söyleminin izinden giderek birbirine kilitlendi ve sevginin nefreti yeneceğine dair bir inancın etrafında birleşmeyi tercih etti.


Göçmenler de bu birlikteliğin bir parçası oldu ve saldırılardan sonra, şiddete şiddetle değil daha çok demokrasi talebiyle yanıt veren bu uygar toplumun bir parçası ve bir “Norveçli” olmaktan gurur duyduklarını dile getirdiler.


Türkiye’de ise basından takip edebildiğim kadarıyla, “tüm Norveç ve tüm Avrupa Müslümanlardan nefret ediyormuş, Müslümanlar müthiş bir tehlike altındaymış ve bütün Norveçliler ırkçıymış” gibi bir hava yaratılıyor. Oysa biz burada yaşayanlar, Norveç toplumunun bir parçası olanlar, çocuğu yuvaya ya da okula gidenler, hastanede, devlet dairesinde, özel şirkette.. çalışanlar, her gün Norveçli dostlarımızla bir arada olanlar bunun doğru olmadığını biliyoruz. Kendimize hem Türk hem Norveçli diyoruz ve bundan gurur duyuyoruz. Bu facia Norveçlilerle göçmenler arasındaki ve tüm toplumdaki beraberlik ve aidiyet duygusunu güçlendirdi.


Şu an toplum hala yas içinde. Ölenlere ve yakınlarına saygı gereği bu toplumsal yas, şu an her şeyden önce insani boyutlarıyla yaşanıyor. Örneğin tüm partiler normalde önümüzdeki hafta başlayacak olan seçim faaliyetlerini iki hafta erteleme kararı aldılar. Olayın ideolojik, politik ve toplumsal boyutları ise yeni yeni tartışılmaya başlanıyor. Toplumsal bir kutuplaşmayı önlemek için, başbakan ve diğer solcu politikacılar katliamın sorumluluğunu sağcı partilerin sözcülerine yüklemenin, onların söylemlerine bağlamanın yeri ve zamanı olmadığını vurguluyorlar. Bunu seçim malzemesi yapmama kararı aldıklarını belirtiyorlar. Patlamadan sonraki anlarda Müslümanlara yöneltilen kötü davranışlardan, taciz olaylarından dolayı Norveç veliaht prensi tüm Müslümanlardan özür diledi.

 

Ben yine de iyimserim. En azından “Tüm Müslümanlar terörist değil, ama tüm teröristler Müslüman,” lafı artık söylenemeyecek. İslam’ı teröre bağlayan, terörle dini bağdaştıran anlayış bir son bulacak. Nasıl şimdi hiç kimse Breivik için “Hristiyan terörist” demiyorsa, “İslamcı terörist” lâfı da rafa kaldırılacak. “Avrupa’da çok kültürlülük başarısız oldu!”, demeye bir son gelecek. “Müslümanlar Avrupa’ya uymuyor!”, demeye bir son gelecek. Çünkü bilinecek ki o zaman birileri bu olumsuz kehanetleri alabilir, tıpkı Yahudilere yapıldığı gibi “Müslümanlar Avrupa’dan atılsın!” diyebilir, hatta bunun için öldürebilir!

 

Norveç’te ve Avrupa’da politikacıların sorumluluklarının farkına daha çok varacaklarına inanıyorum. Avrupa’da yükselen milliyetçilik ve ırkçılıkla mücadele etmenin zorunluluğunu anlayıp, bu yolda somut adımlar atılması için daha ısrarlı olacaklarını düşünüyorum. Kısacası aşırı milliyetçiliğin marazdan doğup maraz getirdiğini görecekler ve çok kültürlülüğün Avrupa için sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda bir avantaj olduğunun altını çizecekler.


O zamanki kehanetlerim ne yazık ki henüz gerçekleşmiş durumda değil.  Avrupa’da islamofobi ve ırkçılık yükselerek devam ediyor. Ancak ben yine de Norveç toplumunun ve demokrasisinin bu travmadan güçlenerek çıktığına inanıyorum.


Olaydan 4 sene sonra, 22 Temmuz 2015’de yazdıklarım da bence bunu gösteriyor:


Norveç’te Anders Breivik’in nefret dolu katliamının ardından 4 yıl geçti ve Norveç bu 22 Temmuz günü,  bir kez daha Ütöya katliamıyla yüzleşiyor. Katliamın dördüncü yılında, Türkiye Suruç'ta ölen gençler de anıldı.


Oslo’da, hükümet binalarına bombanın ilk atıldığı yerde, “22 Temmuz Merkezi” açıldı. Burada Breivik’in bombayı içinde bırakıp kaçtığı minibüsün parçaları gibi tüm çıplak gerçekler ve katliamın dakika dakika gelişimi bir zaman cetveli içinde sergileniyor. 22 Temmuz Merkezi, bilginin nefret, şiddet ve her türlü aşırılıkla mücadelenin tek yolu olduğundan yola çıkarak, halkı olanlar hakkında bilgilendirmeyi amaçlıyor.


İşçi Partisi Gençlik Kolu’nun, katliamın gerçekleştiği o gün toplandığı Ütöya adası da bugün halka açıldı. Adada yapılan anma töreninde, ölen gençlerden birinin babasıyla yapılan röportajda acılı baba, böyle bir ortamda acıların paylaşılmasının kendisi için ne kadar önemli olduğunu söyledi. Ada, bugün terörün ve acımasızlığın içinden çekip çıkarılarak yeniden halka dönüyor.


Bugünkü anma töreninin ana konuşmacısı, İşçi Partisi Gençlik Kolu (AUF) başkanı Mani Hüseyni’nin Suriye kökenli oluşu da sembolik olarak son derece önemli. Bilindiği gibi Breivik bir İslam düşmanı olarak, İşçi Partisi’nin Norveç’e Müslüman girişine göz yumduğu, Norveç’i Müslümanlara teslim ettiği ”gerekçesiyle” bu katliamı gerçekleştirmişti. Acaba Brevik şu an hücresindeki televizyondan anma törenini naklen izlerken, İşçi Partisi Gençlik Kolu başkanının Müslüman kökenli bir genç olması konusunda neler düşünüyor?


Bu arada Breivik’in bu günlerde Siyaset Bilimi okumak üzere Oslo Üniversitesi’ne başvurduğunu da eklemek gerek. Başvurusu kabul edilmekle beraber, derse devamının pratik koşullarını yerine getiremeyeceği için ”eğitimi” mümkün olmayacağa benziyor. Kendisine “play station” verilmezse de açlık grevine gideceğini söyleyen Breivik, tüm Norveç’i şaşkına çevirmeye, nefretleri yeniden üzerine çekmeye devam ediyor.


Bugünkü törende Mani Hüseyni konuşmasında şunları söyledi: ”22 Temmuz Norveç’i yoksunlaştırdı. Arkadaşlarımız şu an hayatta olsalardı Norveç kuşkusuz biraz daha ilerde olurdu. Onları düşünmeye, özlemeye devam etmeliyiz. Bu şekilde onlar da bizimle olup, geleceği biçimlendirmeye devam edeceklerdir.”


22 Temmuz’da hayatlarını kaybedenler için adada yapılan daire şeklindeki anıtta, aralarında Türk kökenli Gizem Doğan’ın da olduğu öldürülen gençlerin hepsinin adları yazılı. Anıt sonsuzluk ve beraberliği temsil ediyor.


Mani Hüseyni konuşmasını ”Yoldaşlarımızı hatırlamak ve anmak için Ütoya’ya gelmeliyiz,” diye sürdürüyor. ”Bir arada durmaya, birbirimizi sevmeye devam etmeliyiz,” diyor. ilginç olan Hüseyni’nin bu kısa ve anlamlı konuşmasında Suruç’daki katliama da yer vermesi. Gençlerin terör kurbanı oluşu açısından birbirine benzeyen bu iki olay arasında paralellik kuruyor. ”30 Kürt ve Türk sosyalist genç, Kobane’ye giderken terörün şiddetiyle karşılaştılar. Onların yakınlarının duydukları acıyı biz  de yaşadık ne yazık ki!” diye ekliyor.


Hüseyni’nin konuşmasındaki son sözleriyse gerçekten çok anlamlı: ”Aşırılığa (ekstremizme) karşı birlikte mücadele etmeliyiz. Norveç’te bizler aşırı sağcı terörün kurbanı olduk. Nefret, yabancı düşmanlığı ve rasizm… Bunlar tehlikeli akımlar. Bizler tüm bunlara karşı insan onurunu koruyacağız. Böyle bir kabusu bir daha yaşamamak için her şeyi yapacağız. Asla unutmayacağız!"


Demokratik bir hukuk devletinde terörist ve canilerin de iyi bir savunmaya hakkı olduğu inancıyla, 77 kişinin canını alan Breivik’in avukatı olmayı kabul eden Geir Lippestad ise, duruşmanın sürdüğü aylar boyunca Breivik’in savunmasını yaptı. Norveç, bir caniye bile savunma hakkı tanıyan toplumsal bir sözleşmenin, demokratik ve barış içinde yaşayabilecek bir toplumun garantisi olduğu bilincini Lippestad sayesinde pekiştirdi. Lippestad bu bilinci sürekli halka aktararak Norveç toplumunun o travmatik dönemde kavga kıyamet olmadan, linç söylemlerine girişilmeden, toplumun sadece bir kişiyi değil “insan katleden ırkçılığı” yargılamasını  sağladı.


Zaten Lippestad’in yaklaşımı da bir tesadüf değil, Norveç başbakanın “Ama biz ne olursa olsun nefret etmeyeceğiz!” diyen söyleminin devamı bir zihniyetti. Lippestad, başbakan ve devlet, tek sesli bir biçimde “Teröre daha çok demokrasi, daha çok insan hakkı ve daha çok sevgi ile cevap vermek, bir teröriste yapılacak en büyük kötülüktür. Çünkü o zaman terör amacına ulaşamamış demektir,” diyordu. Bu da tüm halkın daha sağduyulu bir tavır takınmasına öncülük ediyordu. 


Mahkemenin önünde iki seçenek vardı: Bir adada sıkıştırdığı onlarca genci teker teker öldüren Breivik aklî dengesi yerinde olmayan bir zavallı mıydı, yoksa planlı programlı bir terörist, bir katil mi? 


Yargılanmanın sürdüğü aylar boyunca toplumdaki sivil güçler, basın, psikologlar, toplum bilimciler... Breivik’in faşist ve ırkçı bir terörist olduğu kanısını pekiştirecek yönde yorumlar yaptılar. Breivik’i akli dengesi yerinde olmayan biri olarak görmek, on yıl boyunca sinsice planlanmış ve sonunda suçsuz onlarca gencin hayatına mal olmuş bir eylemi cezalandırmamak anlamına gelecekti. 


Sonuç olarak Breivik, Bilirkişi tarafından akli dengesi yerinde olan bir terörist olarak değerlendirilerek, 24 Ağustos 2012 tarihinde yapılan karar duruşmasında 21 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Az gibi görünse de Norveç’teki en ağır ceza olan 21 yıl hapse mahkûm edilen Breivik'in cezası müebbet hapse çevrilebilecek. Çünkü Breivik bu cezanın en az 10 yılını yattıktan sonra durumu her 5 yılda bir yeniden değerlendirmeye alınacak ve bu belli aralıklarla durum değerlendirmesi, ömür boyu hapiste kalmasını sağlayabilecek.

 

Ne ilginçtir ki, ülkeye Müslümanlar in girmemesi adına böylesine büyük bir katliam gerçekleştiren bu teröristi savunan İşçi Partili avukat Geir Lippestad ise, şimdi Oslo’da mültecilerin yerleşimi ve toplumsal hayata dahil edilmelerinden sorumlu bakan oldu! Geir müthiş bir hukuk adamı ve ödünsüz bir insan hakları savunucusu. Aynı zamanda vizyon sahibi bir politikacı. Oslo’nun göçmenlerle büyüyen çok kültürlü nüfusundan korkmak yerine bunu yepyeni imkanlar sunan bir gelişme olarak algılayan Lippestad, topluma da bunu yansıtmayı biliyor. Nazım’ın “En güzel günlerimiz henüz görmediklerimiz” dizelerini anımsatırcasına, “(göçmenlerle büyüyüp gelişen) Oslo’nun en güzel zamanları, henüz yaşanmamış zamanlarıdır,” diyor! 

22. juli - Terrorist Breivik og hans advokat

Kapittelet er hentet fra min bok, «Demokrati med hardt arbeid» (Emek Vererek Demokrasi) som er kommet ut på tyrkisk i 2019 - og gjengitt her på norsk av undertegnede..

22.7.2021


Terrorist Breivik og hans advokat



En av de mest kjente figurene i Oslo bystyre, var Geir Lippestad i perioden 2015-2017. Han var Oslos byråd fo næring og eierskap, og for integrering og mangfold. Lippestad, som jeg har vært så heldig å kjenne og samarbeide med, har som kjent også vært advokaten til terroristen Breivik!


Som vi vet, var terroristen Anders Breivik tilhenger av den høyreekstreme ideologien. På en måte som verken Norge eller verden hadde sett tidligere, tok han livene til 77 mennesker nærmest én og én. Breivik pleide å skrive i Nazi-vennlige nettsteder og var medlem av ekstreme høyreekstreme organisasjoner som English Defence League. Bak hans massaker av totalt uskyldige mennesker, lå ekstreme nasjonalistiske og anti-islamske synspunkter.


De som var målet i Breiviks henrettelser var venstreorienterte ungdommer som han mente samarbeidet med ”fienden”. De var Arbeiderpartiets statsråder og partipolitisk uavhengige byråkrater, de var ungdomspartiets lovende ungdommer. Breivik beskyldte Arbeiderpartiet for å slippe muslimer inn, for å islamisere eller “arabifisere” i Norge. Han sa han forsto at samfunnet ville være sint på ham på grunn av drapene, men kommende generasjoner ville være takknemlige for det han gjorde for å redde Norge fra faren ved islamisme. 


Breiviks manifest på 1500 sider er fremdeles tilgjengelig på Internett . Etter å ha skrevet side opp og side ned med hvorfor Islam er en forferdelig religion,  skriver han på side 733 at “Atatürk-tilnærmingen” er allerede mislykket og “forklarer” hvorfor det er nødvendig å utvise muslimer fra Europa for å opprettholde europeisk demokrati:


The "Atatürk approach" has already failed

Many moderate cultural conservatives have suggested that banning Sharia will solve all our problems and force the Muslims to integrate. Unfortunately, Islam is a lot more resilient than most people can comprehend. 


Any "Atatürk approach" will not solve anything but only delay the inevitable. Turkey became secular after Mustafa Atatürk, by military force, implemented his harsh reforms 90 years ago. The result? Sharia lay dormant for 70-80 years. As soon as it was practically possible (Turkey had to implement more human rights to appease the EU) the former "dormant" devout Muslims resurfaced and the Islamist alliance won the last  election. The secular elites of Turkey backed by the military are now in an undemocratic  manner refusing to obey the will of the majority (Islamist alliance). Turkey is therefore a  textbook example of a dictatorship. The reason why Ataturk failed is because Islam is  extremely resilient, in fact more resilient than most people can comprehend. Taking  Sharia (and all political aspects) out of Islam is simply not possible.


Sure, we can force temporary secularisation on the Muslims but eventually, even though  they would have to wait 90 years, the demands for more Sharia will resurface. And by  then they will be in majority and can democratically do whatever they want. 


So ironically, failing to take action now and deport the Muslims will result in a scenario  where Muslims will be in majority. The only way we can then prevent Sharia law from  being implemented as the only standard will be to suppress the Muslim majority through military force just like Turkey is doing now. (...) I’m a strong defender of democracy and therefore cannot support this fascist approach. We, the cultural conservative  and anti-fascists of Europe must therefore do everything possible to defend democracy and freedom and prevent a fascist dictatorship by seizing power and enforce a harsh but just democracy. This can only be accomplished by overthrowing the current Western European multiculturalist regimes by seizing power through armed resistance and a military coup when the time is right. This is the only way to safeguard democracy long term. Sure, it will be bloody. But if democracy, our homelands and people aren’t  worth certain sacrifices then what is?  



Bare hvis denne islamofobe logikken hadde vært noen skrevne ord. Det er helt forferdelig at denne “logikken” har kostet 77 mennesker, de fleste av dem unge, deres liv!

 

Fem dager etter terrorhandlingene i 2011, skrev jeg på nettsiden Turnusol et innlegg med tittelen “Terroristbildet i Norge forandrer seg”:


Jeg registrerer at det skjer tre ting i det norske samfunnet når det gjelder rasisme og islamofobi: For det første er antallet rasistiske og anti-muslimske innlegg på Internett har økt, så vel som hatet det inneholder, og en alvorlig opptrapping når det gjelder språkbruk! For det andre øker oppslutningen om den populistiske høyresiden, Fremskrittspartiet. Nesten alle partier ellers er i et høyreskifte. Til slutt, er det en økning i retorikken blant vanlige nordmenn om at "kristen kultur må bevares." Mens antallet av dem som identifiserer seg som "individuell kristen" eller "kulturell kristen" kan ha vært rundt ti prosent for ti-femten år siden, anslås det nå å være opptil tretti prosent.


Det ser ut som Anders Behring Breivik er koblet til ekstreme høyreorganisasjoner og enkeltpersoner. Han er en moderne “korsfareridder”. En helt som er klar å ofre seg for å beskytte Europa mot muslimer!


Breivik er imot to ting: kulturmarxister (eller multikulturister) og muslimer! Han tror at Europa vil bli invadert av muslimer og at norske venstreorienterte politikere samarbeider med angriperne i stedet for å beskytte oss mot denne invasjonen.


Jeg har spurt meg selv hvorfor en som mener dette ikke angriper en moske, men unge politikere på en sommerleir! Det virker som om denne ekstreme høyreekstreme og rasistiske terroristen anklager “sine” politikere som samarbeider med “fienden”, mer enn “fienden” selv! Hans rasisme er rettet mot islam, ikke muslimer, sier han. Han sier at han ikke hater den enkelte muslim og han har til og med hatt muslimske venner. Men alt som muslimer tror på er galt og farlig, sier han.


Kanskje er det eneste positive i denne enorme tragedien at det blir slutt på å si at alle terorister er muslimer!


På disse dager kom bl.a. Aftenposten-redaktør Per Anders Madsen med en lignende tilnærming :


Hadde islamistiske terrorister stått bak, slik det allment aksepterte trusselbildet inviterte oss til å tro, ville det norske samfunn, stadig mer flerkulturelt som det blir, vært kastet ut i en tillitskrise. Det ville skjedd uansett hvor sterkt politikere og andre opinionsdannere hadde understreket at ekstremister står bak, og at muslimer ikke kan lastes for handlinger begått av kriminelle.


Midt oppe i den nasjonale tragedien som selvfølgelig har rammet norske muslimer like hardt som etniske nordmenn, vil jeg tro mange muslimer puster lettet ut i dag. Og det har de grunn til.


Nå står vi overfor en annen type krise, som vi ser rekkevidden av gjennom følgende spørsmål: Hvordan skal vi kunne forstå Anders Behring Breivik?


Hvordan var han, midt blant oss, i stand til å utvikle sin dødelige og utspekulerte fanatisme? Og har søkelyset mot ekstreme islamister, fra Politiets sikkerhetstjeneste, det politiske miljøet, akademikere og mediene, gitt oss tunnelsyn når ekstremister skulle kartlegges?


Angrepet mot Regjeringskvartalet og massakren på Utøya er en vond drøm. Den har vi ikke våknet opp fra ennå.


Når vi gjør det, ligger spørsmålene der.


Jeg skrev i bloggen min 29. juli 2011, en uke etter hendelsen, og ga uttrykk for hvordan jeg opplevde at tyrkere og muslimer i Norge, og hele samfunnet generelt, hadde det etter terroren:


I de første timene etter bombeangrepet i regjeringskvartalet i sentrum av byen, trodde alle at det var en av de islamske terrorgruppene som sto bak. Al Qaidas navn ble nevnt. Denne situasjonen gjorde innvandrere og spesielt muslimske innvandrere veldig engstelige. Mange av tyrkerne jeg snakket med sa: ”Akk, vi er ferdige!” De fryktet at dette ville øke fremmedfrykten i Norge og Europa. Faktisk skrev avisene senere at inntil nyheten kom om at ungdomsleiren i Ütöya var angrepet, opplevde vi trakassering av muslimer. For eksempel fortalte en muslimsk kvinne som da gikk i et av Oslos velstående distrikter med sin fire år gamle datter, at noen hadde ropt på henne: "Du er søppel!”


Men da det ble oppdaget at bak terroren stod det en høyreekstrem og rasistisk nordmann, skjedde det en stor forandring i alles følelser og samfunnet ble rett og slett sjokkert! Vi var vant med å assosiere terror med islamistiske organisasjoner som Al Qaida. Vi hadde  snakket mye om disse. Men nå, hvordan kunne en blant oss, blant rolige og hyggelige nordmenn, ville begå enh slik massakre? Hvordan kunne “en av oss” ha så mye hat mot muslimer og et flerkulturelt Norge?


Jeg tror tyrkere eller muslimer generelt ble på en måte lettet når det viste seg at terroristen var en nordmann. Men tror ikke noen har tenkt at det var bra at terroristen var en nordmann. Fordi for mange tyrkere som bor i Norge med sine norske kompiser og kolleger i fred, var det ikke et spørsmål om “dem” og “oss”. Alle så at denne sosiale katastrofen var et slag mot oss alle og fremfor alt mot demokratiet. Og vi vet jo at terroristen var mer mot demokratiet i stedet for muslimer. Hvorfor ellers skulle han velge fremtidige politikere som mål, ikke muslimer i en moske?


Etter denne forferdelige handlingen, ble nordmenn, som gjerne bli beskrevet som ”kalde” mennesker, et varmt samfunn på en dag. Folk i Norge responderte på terrorisme på en så måte som man ikke har sett maken til siden andre verdenskrig, med de enorme folkemengdene som samlet titusenvis av mennesker som ropte mot hat og terror, og ropte at de aldri ville gi opp fred og demokrati!  Folket sa: “Vi skal ikke hate. Vi vil ikke svare på vold med vold, men med kjærlighet.”


Innvandrere var også en del av denne solidariteten. De uttrykte stolthet over å være “norsk” og en del av dette siviliserte samfunnet som ikke reagerte på vold med vold men med mer demokrati.


Så vidt jeg kan følge pressen i Tyrkia, blir det skapt et inntrykk som går på at "hele Norge, og hele Europa hater muslimer; muslimer er under en stor fare og alle nordmenn er rasister"! Vi som bor her vet selvfølgelig at dette ikke stemmer - vi som er en del av det norske samfunnet, som har barn i barnehage eller skole, som jobber på sykehus, regjeringskontorer, private selskaper og omgås hver dag med våre norske venner. Vi kaller oss selv norsk-tyrkere og er stolte av det. Denne katastrofen har styrket følelsen av samhold og tilhørighet mellom nordmenn og innvandrere og hele samfunnet.


Samfunnet er fortsatt i sorg. Som respekt for de døde og deres pårørende, opplever vi denne sosiale sorgen først og fremst med dens menneskelige dimensjoner. For eksempel har samtlige partier ble eniğe om å utsette valgkampen i to uker, som normalt skulle ha startet neste uke. Hendelsens ideologiske, politiske og sosiale dimensjoner blir så smått diskutert. For å unngå en sosial polarisering, understreker statsministeren og andre venstreorienterte politikere at det ikke er tid eller sted å plassere massakrenes ansvar på høyrepartiene og deres retorikk. De sier at de har bestemt seg for å ikke ha dette som en valgsak. I minuttene ettter eksplosjonen ba også den norske kronprinsen alle muslimer om unnskyldning for å bli utsatt for dårlig oppførsel og trakassering.


Jeg er allikevel optimistisk. I det minste skal det bli slutt på å si at ikke alle muslimer er terrorister, men alle terrorister er muslimer! det blir slutt på koble islam til terrorisme. Akkurat som ingen kaller Breivik en kristen terrorist, vil ordet “islamistisk terrorist” bli skrinlagt. Det vil bli slutt på utsagn som "Multikulturalisme i Europa har mislyktes!" eller "Muslimer passer ikke Europa!". Fordi man nå har sett at hvis man fortsetter med det, vil noen ta disse negative profetiene og si: "La muslimer bli kastet ut av Europa!", akkurat som det ble gjort gjøres mot jøder – og ja, ikke bare si men også drepe!

 

Jeg tror at politikere i Norge og Europa vil bli mer bevisste på sitt ansvar. De skal se alvoret med fremveksten av nasjonalisme og rasisme i Europa. Jeg tror at de vil være mer insisterende på å ta konkrete skritt i kampen mot det. De vil se at ekstrem nasjonalisme er født av sykelighet og vil skape sykelighet. De vil understreke at multikulturalisme ikke bare er en nødvendighet, men også en fordel for Europa.


Dessverre har mine profetier på den tiden ennå ikke gått i oppfyllelse. Islamofobi og rasisme i Europa fortsetter å øke. Imidlertid tror jeg fortsatt at det norske samfunnet og demokratiet er kommet styrket ut av dette traumet.


Det jeg skrev 22. juli 2015, fire år etter hendelsen, viser også det samme:


Fire år har gått siden den hatefulle massakren til Anders Breivik i Norge, og Norge konfronterer nok en gang massakren på Utøya den 22. juli. I det fjerde året av massakren, ble også unge mennesker som døde i Suruc minnet.


"22. juli-senteret" ble åpnet i Oslo, der bomben først ble kastet i regjeringskvartalet. Her vises alle de nakne sannheter som deler av varebilen der Breivik forlot bomben og løpte, og minutt-til-minutt-utviklingen av massakren vises i en tidslinje. Senteret 22. juli har som mål å informere publikum om hva som skjedde, siden kunnskap er den eneste måten å bekjempe hat, vold og alle former for ekstremisme.


Utøya ble åpnet for publikum i dag. På minnestunden på øya sa den sørgende faren til en av de unge omkomne i et intervju, hvor viktig det er for ham å dele sorgen i denne omgivelsen. Øya dras ut av terrorismen og brutaliteten i dag og gis tilbake til folket.


At hovedtaleren for dagens minnesmarkering, lederen av Arbeiderpartiets ungdomsparti (AUF) er Mani Hussain og har syrisk bakgrunn er innvmari viktig, Som kjent, gjennomførte Breivik denne massakren med den “begrunnelse” at Arbeiderpartiet tillot den muslimske inntreden i Norge og overga Norge til muslimene.! Hva tenker Brevik nå når han følger med minnesmarkeringen på TV i sin celle? Hva tenker han om at lederen for Arbeiderpartiets ungdomsorganisasjon er en ungdom med muslimsk bakgrunn?


Det bør legges til at Breivik har i dişse dager søkt studieplass ved Universitetet i Oslo for å studere statsvitenskap. Selv om søknaden hans blir akseptert, ser det ut til at "utdanningen" ikke vil være mulig, siden han ikke kan oppfylle de praktiske vilkårene for oppmøte. Breivik sier også at han vil sultestreike om han ikke får en play station! Han fortsetter altsa å sjokkere hele Norge og ha grunner til å fortsatt bli et hatsobjekt.


Under dagens markering på Utøya, sa Mani Hussain: '22. juli gjorde Norge fattigere. Hvis vennene våre var i live akkurat nå, ville Norge hadde kommet lenger. Vi må fortsette å tenke og savne dem. På denne måten vil de være med oss og fortsette å forme fremtiden. ”


Monumentet, som ble bygget på øya for de som mistet livet 22. juli, inneholder navnene på alle de drepte ungdommene, inkludert Gizem Dogan med tyrkisk opprinnelse. Monumentet representerer evighet og solidaritet.


 “Vi må komme til Uttoya for å huske og huske kameratene våre,” fortsetter Mani Hussein. “Vi må fortsette å stå sammen og elske hverandre,” sier han. Han nevnte Suruç-bombingen også i sin tale.”30 kurdiske og tyrkiske sosialistiske ungdommer møtte dessverre terrorvold mens de var på vei til Kobane. Vi har dessverre opplevd den smerten deres slektninger opplever nå!”


Hüseynis siste ord i talen hans er virkelig meningsfulle: “Vi må kjempe sammen mot ekstremisme. I Norge ble vi ofre for høyreekstrem terrorisme. Hat, fremmedfrykt og rasisme ... Dette er farlige strømmer. Vi skal forvare menneskeverd mot alt dette. Vi vil gjøre alt vi kan for å unngå et slikt mareritt på nytt. Vi vil aldri glemme! "


 Overbevisst om at også terrorister og kjeltringer i en demokratisk rettsstat har krav på et godt forsvar, tok Geir Lippestad på seg den svært krevende oppgaven og ble Breiviks advokat. Han forsvarte morderen som hadde tatt livet av 77 uskyldige mennesker mens rettsaken foregikk i flere måneder. Takket være Lippestad har Norge styrket bevisstheten om at en sosial kontrakt som gir rett til å forsvare selv en morder er selveste garantien for et demokratisk og fredelig samfunn. Lippestad formidlet stadig denne bevisstheten til folket og lot det norske samfunnet dømme ikke en enkel drapsmann, men rasismen som var i stand til å massakrere folk. Han bidro til at dette skjedde på fredelig vis og uten en lynchestemning som veldig lett kunne oppstå.


Lippestads tilnærming var ikke tilfeldig heller. Han tok stafetten videre fra statsministeren Stoltenberg som hadde sagt at det verste tenkelige svar for en terrorist var et samfunn som ønsket mer demokrati, mer åpenhet og mer humanitet. Vi skulle svare hat med kjærlighet! Dette førte til en mer diskret holdning fra hele folket.


Retten hadde to alternativer: Breivik som hadde drept 77 uskyldige mennesker hvor de fleste var ungdommer han hadde satt i en felle på en øy - var han en mentalt ustabil taper, eller en kald terrorist, en morder?


I løpet av de månedene som rettssaken pågikk, bidro mange sivile krefter i samfunnet, pressen, psykologer, sosiologer med å argumentere  hvorfor  Breivik var en fascistisk og rasistisk terrorist og ikke en stakkars, mentalt ustabil person. Å dømme ham som en mentalt ustabilt person, ville bety ikke å straffe en handling som ble snikende planlagt i ti år og til slutt kostet livet på mange uskyldige mennesker.


Til slutt ble Breivik tiltalt for terror og overlagt drap, og ble dømt til 21 års fengsel  den 24. august 2012. Dette er den strengeste straffen i Norge, og kan bli gjort om til livstid når 21 år er gått. Når han har sonet 10 år, vil hans dom bli revurdert hvert 5. år og dettn vil gjøre det mulig at han sitter i fengsel hele livet.

 

Det er også et svært rørende sammentreff at advokaten Geir Lippestad, som forsvarte tidenes verste terrorist som massakrerte mennesker på grunn av sin hat mot innvandring av muslimer til landet, er nå byråd med ansvar for bosetting og sosial inkludering av flyktninger i Oslo (2015-2017)! Geir er en kjempe flink jurist og en kompromissløs menneskerettighetsforkjemper. Han er også en visjonær politiker. I stedet for å frykte den flerkulturelle befolkningen i Oslo som vokser med innvandring, oppfatter Lippestad dette som en utvikling som gir nye muligheter. Han vet også hvordan han skal formidle denne overbevisningen til folket. “De vakreste tidene for Oslo (som vokser med innvandrere) er ennå ikke kommet,” sier han og minner om den kjente dikter Nazim Hikmets kjente dikt: “Våre vakreste dager er de vi ikke har sett ennå »!


søndag 23. mai 2021

Yaşasın, Oslo açılıyor!

Oslo’da aylardır kapalı olan kafe ve restoranlar nihayet açılıyor, çalışanlar işlerinin başına dönebiliyor... Çarşamba gününden itibaren başka hangi konularda nefes almaya başlıyoruz? Norveç genelinde durum nasıl? Norveç’i TIX’in temsil ettiği Eurovision Şarkı Yarışması pandemi koşullarında nasıl gerçekleşti? Milletvekillerine aşı önceliği verilmesi neden tartışma konusu oldu? Korona Belgesi uygulamasına ne zaman geçilecek?

Koronayla ilgili yeni önlemler ve haberlerle bu akşam, 23 Mayıs 2021’de, Norveç saatiyle saat 21.45, Türkiye saatiyle 22.45’de yine Radio inter fm 105.8 de beraberiz. Radyoyu internet üzerinden, http://stream.interfm.no/interfm_hq adresinden dinleyebilirsiniz.

Programdan sonra konuşmanın metnini aşağıda bulabilirsiniz: (En oppsummering på siste ukens hendelser knyttet til korona, helse- og økonomikrisen i Norge og i Oslo - på mitt morsmål, tyrkisk.) https://gulay-kutal.blogspot.com/2021/05/yasasn-oslo-aclyor.html




Müjde, Oslo açılıyor!

Son haftalarda Norveç’teki vakaların sadece beşte biri Osloda görülüyor. Oysa örnegin Subat ayında Norveç’teki vakaların %40’ı Oslo’da görülüyordu. Oslo’da salgın, yeni vaka sayısı da son iki aydır inise gecmis durumda. 


Asagidaki tabloda Norveç’te ve Oslo’da, hafta hafta yeni korona vakası sayılarını görüyoruz:


Dolayısıyla Oslo Yerel Yönetimi olarak, önümüzdeki Carşamba gününden itibaren Oslo’nın açılma planın ikinci aşamasına tümüyle gecilmesine karar verdik. Geçtiğimiz Cuma günü, Oslo Yerel Yönetimi Başkanı Raymond Johansen (A) yaptıgı basın toplantısında, Oslo’da yaşayanların tekrar spor stüdyolarına, sinema ve müzelere gidebilecekleri ya da dışarda bir bardak bira içebilecekleri müjdesini verdi. 


Bira deyince... Önümüzdeki hafta tam yarım milyon, yani 500.000 litre bira Oslo’da alkol satan işletmelere sevk edilecek. Yüzlerce çalışan işlerinin başına dönecek. 26 Mayıs Çarşamba gününden itibaren Oslo yeme içme branşı, kapılarını yeniden müsterilerine açabilecek. Daha sonra Oslo’da hangi acilmalarin olduguna tekrar geri dönecegiz (asagida).


Vaka sayilari

Bugünkü bilgilere göre, geçtiğimiz hafta Norveç’te 2823 yeni vaka görüldü, 95 kişi hastanede bulunuyor, 1.600.000 kişiye ilk aşı dozu yapıldı ve şu ana dek 781 (bir önceki haftaya göre 7 kisilik artis) kişi hayatını kaybetti. Günde yeni vaka sayısı Norveç’te 452, Oslo’da 65. Hatirlayacagimiz gibi, Oslo’da 11. Haftada, yani vaka sayısı en yüksek olduğu sırada, bir haftada korona olan kişi sayısı 2500 kişiye yakındı.


Trondheim’da test kapasitesi yetersiz kalmış durumda, test yaptırmak için iki gün beklemek gerekiyor. Norveç’in ta en kuzeyinde, Hammerfest’te ise korona sayısı artmış durumda. 11.000 kişilik belediyede 120 kişi koronaya yakalnmis, 1000 kişi de karantinada. Belediyenin başhekimi durumu kontrol altına alamadıklarını belirtiyor. Salgının nedeninin eğlence partileri ve kentteki bir bardan kaynaklandiği söyleniyor.


Norveç kupası (Norway cup) maalesef bu yıl da yapılamıyor. Önümüzdeki yıl, yani 2022’de Norveç kupası 50. yılını kutlayacak. Umarız o zamana kadar korona da bitmiş olur.



Norvec’te kurallar

27 Mayıs yani Perşembe gününden itibaren, Norveç genelinde de açılma planının ikinci aşamasi başlayacak. Bir belediyede yasayanlar, o belediyenin ya da devletin kurallarından hangisi daha sıkıysa, o kurallara uyacaklar. Perşembe gününden itibaren Norveç’te geçerli olacak kurallar şöyle:


  • Eve on kişiye kadar misafir gelebilecek. Bütün misafirler aynı ailedense daha çok kişi olunabilir ancak mesafeye dikkat etmek lazım. 

  • Yine en cok dışarda bulusmak tavsiye ediliyor.

  • Yuvalarda ve ilkokullarda çocuklar, kendi grubundan (kohort) başka çocukları eve kabul edebilecek.

  • Eve gelen misafirler icinde asi olanlar toplam kişi sayisindan düşülecek, ancak yine de aşılı olmayanlar arasındaki mesafenin sağlanabilmesi şart.


Seyahatler:

  • Hala, kesinlikle zorunlu olan seyahatler disinda yurtdışına seyahat edilmemesi isteniyor. 

  • Yurt içinde seyahat serbest. Korunmuş durumda olmayanlar (yani asi olmamis ya da korona gecirmemis) kisiler özellikle dikkatli olmalı.

  • Kendi yaşadıkları belediyeden daha iyi durumda olan belediyelere seyahat edenler, kendi yaşadıkları belediyelerin kurallarına uymak zorundalar.


Okullar ve yuvalar: 

  • Artık tüm ülkede yuvaların ve okulların sarı seviyede olma durumu kaldırıldı. Okullarda yeşil, sarı ya da kırmızı seviye olup olmayacağına belediyelerin kendisi karar verecek. 


Yüksek eğitim:

  • Fiziksel olarak eğitim daha çok mümkün olacak ve daha çok test yapılacak

  • Öğrenciler calisma salonlarinda oturdukları yeri kaydettirecekler.


Iş hayatı:

  • Evden çalışabilen herkes evden çalışacak.


Norvec’te gecerli olan kurallarin tümünü Norvecce olarak asagida görebilirsiniz:


Nye regler og grenser for arrangementer

(Gjelder ikke Oslo og andre kommuner med strengere tiltak.) 

  • Maks 20 personer på private sammenkomster innendørs utenom i eget hjem, som for eksempel bursdag i leid lokale. 

  • Utendørs er grensen 30 personer. 

  • Barn i samme kohort i barnehage eller barneskole kan møtes med et nødvendig antall voksne personer som tilretteleggere. (nytt)

  • Maks 50 personer på innendørs offentlig arrangement uten faste tilviste sitteplasser, men likevel inntil 100 personer på arrangementer som samler deltagere under 20 år som er fra samme kommune eller som deltar på trening, øving, prøver og lignende i samme kommune. (nytt)

  • Maks 200 personer på arrangementer innendørs hvor alle i publikum sitter på faste, tilviste sitteplasser (nytt)

  • Maks 200 personer på arrangementer utendørs, men 600 personer (fordelt på 3 kohorter à 200 personer) hvis de sitter på faste tilviste plasser og det er to meters avstand mellom kohortene.

  • Arrangøren skal iverksette tiltak for å ivareta krav til avstand mellom deltagere som ikke er i samme husstand på arrangementer der publikum sitter på faste, tilviste sitteplasser. Om det er nødvendig skal det benyttes vakthold for å sikre dette.

  • Samme anledning til å skjenke alkohol på arrangementer som på serveringssteder.

  • Uteliv, serveringssteder og arrangementer med skjenkebevilling: Innslipps- og skjenkestopp kl. 24.00. Ikke krav om matservering. (nytt)


Krav til smitteverntiltak: 

  • Registrering, redusert antall gjester og krav til avstand, innendørs og utendørs

  • Det oppfordres til forsiktighet og planlegging av deltagelse på arrangementet slik at man i størst mulig grad unngår smittespredning mellom steder.



Oslo ve cevresinde kurallar

Oslo’da önümüzdeki Carşamba gününden itibaren sunlar degisiyor:

  • Kafeler, içki satan yerler ve restoranlar açılacak

  • Akşam saat 10:00’a kadar içki satışı yapılacak

  • Spor stüdyoları ve yüzme havuzları açılacak, ancak buralarda sıkı kurallar geçerli olacak

  • 20 yaşın altındakiler, kapalı mekanda en cok 20 kişiolmak üzere spor ve boş zaman faaliyetleri yapabilecekler 

  • 20 yaşın üzerindekiler, kapalı ortamdki spor faaliyetlerini bireysel olarak yapabilecekler, grup halinde değil

  • Dışarda yapılan spor ve boş zaman faaliyetlerinde 20 yaşın altında 30 kişi, 20 yaşın üstünde ise 20 kişi bir araya gelebilecek

  • Müze, sinema, tiyatro ve konser salonları açılacak

  • Kapalı yerlerdeki arajmanlarda, sabit yer olmak üzere 20 kişi bir araya gelebilecek

  • Açık havadaki arajmanlarda, sabit yer olmak koşuluyla 50 kişi biraraya gelebilecek 


Bu ve buna ek olarak Oslo’da gecrli olan kurallar, Norvecce olarak söyle: 


Her er alt som åpnes onsdag:

  • Kafeer, skjenkesteder og restauranter åpnes. Fra torsdag forsvinner også matkravet til skjenkesteder.

  • Det tillates skjenking til kl. 22.00.

  • Treningssentre og svømmehaller åpnes. Det vil være strenge begrensninger på antall, strenge krav til avstand og blant annet forbud mot gruppetrening.

  • Det åpnes for innendørs trening og fritidsaktiviteter for barn og unge under 20 år, i grupper på inntil 20 personer.

  • Voksne over 20 år kan trene og øve på sine idretts- og fritidsaktiviteter individuelt innendørs, men ikke i grupper.

  • For idretts- og fritidsaktiviteter utendørs endres gruppestørrelsen fra 20 til 30 for barn og unge under 20 år, og fra 10 til 20 personer for voksne.

  • Museer, kino, teater, konsertsteder - og tilsvarende kultur- og underholdningssteder - åpnes.

  • Arrangementer innendørs for inntil 20 personer tillates når det er faste tilviste plasser. Dette gjelder ikke private sammenkomster på offentlig sted innendørs. Dette inkluderer åpning for gudstjenester, bønnesamlinger, vielser, dåp og lignende ritualer.

  • Det er tillatt med inntil 50 personer til stede på arrangementer utendørs når det er faste tilviste plasser. Uten faste plasser er det tillatt med inntil 30 personer.

  • Det åpnes for kunst- og kulturopplevelser for barn i barnehager og elever i skoler.

  • Fritidsklubber for inntil 20 personer innendørs om gangen tillates.




Aşı konusundaki gelişmeler. Norvec’te bizi neler bekliyor?

Oslo Üniversitesi’ndeki aşı araştırmacılarından birisi olan Gunnveig Grødeland, önümüzdeki yıllarda birkaç kez daha aşı olmamız gerekebileceğini, ondan sonra Norveç nüfusunun koronaya bağışıklık kazanmış olacağını söylüyor. Bundan sonra da, muhtemelen, bugünki grip aşısı gibi sadece risk grubunda olanlara aşı yapılacağını söylüyor.


Hükümet, toplumda kritik fonksiyonlari olan kişilere aşıda öncelik sağlanmasına karar verdi. Böyle olunca parlamentodaki milletvekilleri, Halk Sağlığı Enstitüsü’ nde (FHI) ve Sağlık Müdürlüğü’nde (Helsedirektoratet) çalışanlar, Toplum Güvenliği Müdürlüğü ve NAV’da çalışan 500 kişiye, aşida öncelik verilecek. Ancak örnegin öğretmenlere ve hemsirelere öncelik verilmezken, bu tip bir önceliğin verilmesini eleştirmek mümkün. Sağlık Bakanı ise, Cuma günkü açıklamasında, bu grubun Adalet Bakanlığı tarafından belirlendiğini ve bu grubun içindeki kişilerin kim olacagina kriz planları çerçevesinde karar verildigini söyledi.


1.600.000 Norveç’li birinci dozu oldu, 748.000 kişi ikinci dozu da oldu. Yine de nüfusun %70’i hala aşı olmamış durumda ve ülkenin her tarafında yeni vakalar ortaya cikmaya devam ediyor. Muhtemelen bunun en büyük nedeni de 17 Mayıs kutlamaları oldu. Son zamanlarda Trondheim, Kristiansand, Larvik, Hamar ve Hammerfest’te yerel salgın vakaları görüldü. 


Oslo’da 45 yaşın üzerindeki herkesin 13 Haziran’a kadar aşı olmuş olması bekleniyor. Ondan sonra da 18 ila 24 yaş arasındakilerin ve 40 ila 45 yaş arasındakilerin aşılanmasına başlanacak. Aynı zamanda bu aşamada herkes kendisi aşı randevusunu kendisi alabilecek. Planlara göre Temmuz’un ilk haftasında, Oslo’da 18 yaşın üzerindeki herkes ilk doz aşısını olmuş olacak. İkinci aşı dozuyla birincisi asında 12 hafta geçmesi gerektiği için, Oslo’daki tüm yetişkinlerin Eylül sonunda iki doz asi olmuş olmaları bekleniyor.


Astra Zeneca ve Johnson&Johnson aşılarının isteyene verilmesini, Norvec Doktorlar Birliği (Legeforeningen) önermiyor. Çünkü Norveç’te riskin o kadar yüksek olmadığını söylüyorlar.



Saglikla ilgili diger konular

Hastanelerde korona hastasinin azalmasindan ötürü bir rahatlama oldu. Sarı seviyeden normal seviyeye geçtiler. Şimdi ertelenen ameliyatları ve tedavileri yeniden sıraya sokuyorlar, ancak yazgeldigi için tatil dolayısıyla yine faaliyetlerde bir azalma olacak.




Korona Belgesi ya da Aşı Pasaportu uygulamasi

Belgesinde sunlar olan kisiler, koronaya karsi “korunmus” sayiliyor:

- Iki doz asi olmus olanlar

- Ilk doz asisindan bu yana 3 ila 15 hafta gecmis olan kisiler

- Son alti ayda korona gecirmis olanlar.


Bu kisiler, kendileri gibi korunmus olan kisilerle yakin irtibatta bulunabilecekler. Norvec icinde seyehat edebilecekler. Ancak mesafe ve maske kullanma kurallari onlar icin de devam ediyor. Korona belgesi helsenorge.no adresinden temin edilebilir.


Norvec’te “Korona Belgesi” çalışmaları devam ediyor. Hükümet, bu belgenin Haziran ortasına yetişeceğini söylüyor, ama daha şimdiden geç kalınmış durumda. Daha önce de konuştuğumuz gibi, bu belge aşı olup olunmadığını, korona geçirilip geçirilmediğini ve en son alinmis test sonucunu gösterecek. Bu belgesi olanların, pek çok konuda daha rahat hareket edebileceği tahmin ediliyor, ancak korona belgesinin tam olarak ne için kullanılacağı hala belli değil. Kimileri bu belgenin ayrımcılığa sebep olacağını düşünse de, LO, NHO, Avukatlar Birliği ve bunun gibi pek cok kurum, korona belgesinin kullanılmasından yana, çünkü böyle olunca toplum daha çok açılabilecek, toplumdaki fonksiyonlar yerine getirilebilecek.


Oslo’da liseler ve yaz faaliyeti imkanlari

Okullarda çok fazla sayıda test yapılıyor.

Oslo’da liseler sarı seviyeye gecti. Bu da şu anlama geliyor:

  • Temizliğe çok dikkat etmek lazım okulda.

  • Öğrenciler arasında el sıkışma sarılma gibi fiziksel kontak olmayacak.

  • Tüm sınıf bir arada eğitim görebilecek.

  • Herkesin yeri belli olacak.

  • Öğretmenler arasında en az 1 metre mesafe olacak

  • Çok sayıda öğrenci bir araya gelmeyecek.


Bu yaz Oslo’da 30.000 çocuk ve genç için belediye olarak parasız spor faaliyetleri düzenlenmesini sagliyoruz. Oslo Yerel Yönetimi Spor ve Kültür Bakanı Omar Gamal (SV), bu yaz belediye olarak 76 tane spor kulübüne 20 milyon kron vereceğimizi müjdeledi. Ek olarak ta 3700 çocuk parasız yüzme eğitimi görecek. Bu aynı zamanda gencler arasindaki kriminaliteyi de engelliyor.


C:\Users\gulkut\AppData\Local\Microsoft\Windows\INetCache\Content.Word\A739BC84-3776-43A9-A4A8-E40BDE333D70.jpeg

Resim: Oslo’da bu yaz gencler icin bölge bölge faaliyetler



Okullarda bu sene sözlü sinav olmasin!

SV olarak, 10. sinifin sonunda ve lise son sinifta yapilan sözlü sinavlarin bu sene yapilmamasini istiyoruz. Oslo Yerel Egitim Bakani Inga Marte Thorkildsen (SV), bu konuda Egitim Bakani Guri Melby (V) bir mektup yazarak, ögrencilerin zaten zor bir egitim yili gecirdiklerini, Oslo’nun Norvec’in diger bölgelerine göre daha cok etkilendigini, okullarin bir acilip bir kapandigini, bu yüzden notlarinin daha düsük olabilecegini, bunun da haksizlik olacagini belirtti. Üstelik korona yüzünden fiziksel olarak sözlüye girme kurallarinda zorluklar yasanabileceginin, kurallarin belirsiz oldugunun altini cizdi. Zaten Egitim Müdürlügü’nün (UDIR) tavsiyesi de bu yöndeydi. Su an hükümet kararini degistirmezse, Oslo’nun bu konuda ne yapabilecegini arastiriyoruz.

 


Diger konular

Oslo yerel yönetimi olarak, hükümetten yeterli yardimi görememekten şikayetçiyiz. Geçen sene 240 milyonluk açıgimiz ödenmedi hükümet tarafından. En çok korona görülen belediyelerin zararı en az ödendi. Örneğin biz Oslo’da parasız aktivite okulu (AKS) uygulamasını ertelemek zorunda kaldık. Okullarda parasız yiyecek verecektik onu ertelemek zorunda kaldık.


İki büyük şirket, bir otel zinciri ve bir gemicilik sirketi, devletten aldıkları korona yardımının on beşer milyon kronunu geri ödeyecekler. Çünkü aldıkları yardımı hesaplarken sabit gelirleri çok fazla göstermişler.


Gecen sene iptal olan Erovizyon Şarkı Yarışması, gectigimiz hafta Hollanda’da güç koşullar altinda da yapılabildi. Tüm katılanlar sürekli test edildi. Yarismanin yapildigi salondaki  3500 kisi giriste test edildi. Norveç’i temsil eden TIX, ne yazık ki ilk ona giremedi.


FrP partisinin eski başkanı Sıv Jensen, 17 Mayıs kutlamaları sırasında korona kurallarını ihlal ettiğini kabul edip, ceza vermeye hazır olduğunu söyledi. 17 Mayıs’ta 12 kişi ile bir aradaymış. Bunlardan beşi aşı olduğu için, onlarin on kisi icinde sayilmayacagini sanmis Siv Jensen.



Dünyadan haberler

Danimarka’da 20.000 kişi Astra Zeneca ya da Johnssen aşısını olmak istediklerini belirterek sıraya girmişler.


Şu an itibarıyla Avrupa’da en yüksek korona oranı İsveç’te: 100.000 kişide 577 vaka görülüyor. Norveç’te ise 108 kişide. 


Kaynakca:

  • Aftenposten, 18-23 Mayis 2021

  • Nrk.no