torsdag 23. februar 2017

Vatandaşlık, güven içinde olmak demek olmalıdır!

Høyre-Frp hükümeti, Venstre ve KrF’in de desteğiyle, vatandaşlık başvurusu sırasında yalan bilgi verdiği gerekçesiyle Norveç vatandaşlığı kazanmış yurttaşların vatandaşlıklarını ellerinden alıp, Norveç’ten atma kampanyasına başladı.

UDI bir anda, çok bol vakti varmış gibi, zamanını Norveç’te iki, hatta üç kuşak kalmış ve Norveç vatandaşlığı edinmiş kişilerin geçmişini araştırıp, yıllar önce vatandaşlık alma sırasında yalan söyleyenleri, çocukları ve hatta torunlarıyla beraber vatandaşlıktan çıkarmaya yönelik bir sürece girdi. 23 Şubat 2017’de Aftenposten, 12 kişilik ailenin 27 yıl sonra vatandaşlıklarının ellerinden alınacağını yazıyordu.

LO’da danışman olarak çalışan Onur Şafak Johansen bu durum karşısında neler hissettiğini çok güzel ve bir o kadar da acı bir şekilde dile getiriyor:

“Babam 1968’de Norveç’e gelmiş. Savaştan ya da terörden kaçıp gelmemiş. Ailesine daha iyi bir gelecek verebilmek için gelmiş. O zaman Norveç, iş gücüne ihtiyacı olduğu için anne ve babama kucağını açmış.

Ben 6 yaşındayken ”aile birleşimi” çerçevesinde Norveç’e gelmişim. Ne bir şeyden kaçıyormuşuz, ne korkuyormuşuz. Kâğıtlarımız, pasaportlarımız usulüne uygunmuş. Tam da değil aslında: Türk pasaportumda yaşımı bir yaş erken yazmışlar.

Şimdi ülkelerine gönderilenlere bakıyorum! Norveç’te doğan çocukların sınır dışı edilmelerini izliyorum! Evet, onlar ülkelerine gönderilmiyor, sınır dışı ediliyorlar. Çünkü onların ülkesi burası. Doğdukları ülkeden sınır dışı ediliyorlar!

Sesimi çıkarmazsam, belki sıra bana ve çocuklarıma gelmez…”

Bu duruma pek çok kişi aynen Onur Şafak Johansen gibi tepki gösteriyor. Vatandaşlık kurumunu böyle kurcalarsak, kurumun uyandırması beklenen güvenlik duygusunu zedelemeye başlamış oluruz. Vatandaşlık hakkını kazanıp, kendini Norveç toplumuna ait hissedenler, kendilerinin de bu uygulamalara maruz kalıp kalmayacakları konusunda endişe duymaya, ve topluma ve politik sisteme duydukları güveni kaybetmeye başlarlar.

İnsanın, yaptığı bir hatanın üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra ve Norveç toplumuna entegre olmuşken, vatandaşlığının elinden alınması anlaşılacak bir durum değildir. İnsan zor bir durumdayken vermek zorunda kaldığı bilgiler yüzünden, uzun yıllar sonra bu kadar sert bir biçimde cezalandırılamaz.

Vatandaşlık edinilmiş bir haktır, geri alınamaz. Eğer alınacaksa, bunun da bu kadar kolay olmaması, belli kuralları ve yöntemleri olması gerekir. Birincisi bu davalara UDI değil, mahkeme bakmalıdır. Bu tıp davalarda bir ”zaman aşımı” kaidesi uygulanmalıdır. Bu koşullar yerine gelene kadar, bu tip davalar askıya alınmalıdır.

Bu ülkeye göçmüş, katkıda bulunmuş, vatandaşlık almış insanlar bu dışlanmayı ve güvensizliği hakketmiyorlar. Bu acıklı bir durumdur, haksızlıktır, hiç akıllıca değildir ve kabul edilemez! 

Statsborgerskap skal være en sikker rettighet

Høyre-Frp regjeringen med støtte fra Venstre og KrF, har satt i gang en utvisningskampanje for å utvise personer som har oppnådd statsborgerskap ved å oppgi feilaktig informasjon om sitt opprinnelsesland. Det virker som om UDI plutselig har masse ressurser og bruker sin ledig kapasitet (det er færre asylsøkere til landet enn antatt!) til å gjennomføre en skremmende utkastelsesprosess av folk som har bodd i landet to, og ja, til og med i tre generasjoner: ”Familie på 12 mister statsborgerskapet etter 27 år i Norge,” stod det i Aftenposten, den 23. februar 2017!

“I 1968 kom faren min til Norge. Han flyktet ikke fra krig og terror. Men valgte seg Norge for å gi familien sin en bedre fremtid. Norge trengte arbeidskraft så han og mamma ble ønsket velkommen.

Da jeg var 6 år vandret jeg inn på familiegjenforening. Ingen flukt og ingen redsel. Alle papirer og pass var i orden. En sannhet med visse modifikasjoner, i det tyrkiske passet mitt er jeg registrert et år yngre enn det jeg egentlig er.

Foreløpig ser jeg på familier som blir returnert! Barn som er født i Norge blir deportert! For de returneres nemlig ikke til landet i de er født i! De sendes UT av landet de er født i!

Sitter jeg helt stille så kommer kanskje ikke turen til meg og mine...” skriver Onur Safak Johansen, en dyktig LO-dame, i et Facebook-innlegg.

Flere reagerer på dette på samme måte som henne. Å begynne å rokke ved statsborgerskapsinstitusjonen kan føre til en svekking av den sikkerheten som statsborgerskapet gir. For dem som har oppnådd statsborgerskap og opplever tilhørighet til det norske samfunnet, kan det selvfølgelig føre til en angst for hvor vidt en selv kan bli rammet av nye forandringer i lov og regelverket, og tap av en grunnleggende tillit til samfunnet og det politiske systemet.

Å ta fra folks statsborgerskap er høyst urimelig når feilen er begått langt tilbake i tid og man har integrert seg i det norske samfunnet. Å frata menneskers statsborgerskap er uansett en meget uforholdsmessig straff for å ha oppgitt feilaktig informasjon langt tilbake i tid og da i en sannsynligvis stressende og truende situasjon.

Å frata statsborgerskap er et straffetiltak som ikke skal brukes. Barn kan uansett ikke straffes for feil som foreldrene har begått. Hvis man allikevel skal kunne fratas statsborgerskap i visse tilfeller, bør  det skje etter en domstolsbehandling  - ikke etter et forvaltningsvedtak i UDI. Det bør innføre en foreldelsesfrist for slike saker. Og ikke minst, saksbehandling av slike saker bør stilles i bero frem til regelverket er endret og en domstol er realisert.


Folk som har innvandret, bidratt til dette landet, og oppnådd statsborgerskap fortjener ikke denne ekskluderingen og utryggheten. Det er trist, urettferdig, ikke smart og kan ikke aksepteres!

søndag 12. februar 2017

Evet mi hayır mı? Ne yapacaksınız?

Bazen öyle olur ya, iki arada bir derede kalırsınız. Bir yanınız yap, öbür yanınız yapma der. Bir yanınız in şu merdivenden, öbürü çık der. Ölmüş annenizi rüyanızda görürsünüz yoruldum diye kendini yatağa bırakırken. Bir yanınız rüyayı "demek annem mezarında rahat uyuyor" diye yorumlayıp huzur bulmak ister, öbür yanınız "yoksa dinlenmiyor mu annem yattığı yerde?" diye kaygılanır.

Erdoğan'ı seviyorsunuz, referandumda evet diyesiniz var. Ama Atatürk'ü de seviyorsunuz, hayır diyesiniz var. Iki arada bir derede kalmışsınız. Ya da ortada bir celişki yok diyorsunuz.

Ne yapacaksınız?


Integrering bør være målet, ikke assimilering.



Andreas Slettholm i Aftenposten onsdag 8. februar forsvarer "en form for assimilering som politikerne forsøker å få til på integrreingsfeltet" og "A-ordet". Jeg er uenig med ham: jeg mener at vi fortsatt skal bruke ordet "inkludering" eller "integrering". Frivillig og gjensidig integrering bør være målet. Tvang er ikke lurt uansett hvor velmenende politikerne eller majoritetssamfunnet er eller kan være.


Ordet "(a)ssimilering" har vært assosiert med tvang, som f.eks. til fornorskningspolitikken overfor samene. Jeg ser ingen grunn til å forsøke å renvaske ordet "assimilering" når vi har andre, gode ord vi kan bruke.