søndag 12. februar 2017

Evet mi hayır mı? Ne yapacaksınız?

Bazen öyle olur ya, iki arada bir derede kalırsınız. Bir yanınız yap, öbür yanınız yapma der. Bir yanınız in şu merdivenden, öbürü çık der. Ölmüş annenizi rüyanızda görürsünüz yoruldum diye kendini yatağa bırakırken. Bir yanınız rüyayı "demek annem mezarında rahat uyuyor" diye yorumlayıp huzur bulmak ister, öbür yanınız "yoksa dinlenmiyor mu annem yattığı yerde?" diye kaygılanır.

Erdoğan'ı seviyorsunuz, referandumda evet diyesiniz var. Ama Atatürk'ü de seviyorsunuz, hayır diyesiniz var. Iki arada bir derede kalmışsınız. Ya da ortada bir celişki yok diyorsunuz.

Ne yapacaksınız?


Integrering bør være målet, ikke assimilering.




Andreas Slettholm i Aftenposten onsdag 8. februar forsvarer "en form for assimilering som politikerne forsøker å få til på integrreingsfeltet" og "A-ordet". Jeg er uenig med ham: jeg mener at vi fortsatt skal bruke ordet "inkludering" eller "integrering". Frivillig og gjensidig integrering bør være målet. Tvang er ikke lurt uansett hvor velmenende politikerne eller majoritetssamfunnet er eller kan være.


Ordet "(a)ssimilering" har vært assosiert med tvang, som f.eks. til fornorskningspolitikken overfor samene. Jeg ser ingen grunn til å forsøke å renvaske ordet "assimilering" når vi har andre, gode ord vi kan bruke. 

lørdag 26. november 2016

Che’nin kızı, Fidel Castro'nun öldüğü gün Oslo’daydı


Che Guevera’nin kızı Aleida Guevara March bugün Oslo’ya, Küba Derneği tarafindan konuşma yapmaya davet edilmişti. Ne yazık ki bugün Fidel Castro’nun da ölüm günü oldu. Fidel için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunduktan sonra Aleida konuşmasına ”Bugün Küba halkı tarih boyunca aldığı haberlerden en acılarından birini almıştır,” diyerek başladı. Sadece bir metre ötemde olduğu için gözlerinin dolu dolu olduğunu rahatça görebiliyordum.

Annesiyle aynı adı taşıyan ve babası gibi doktor olan Aleida, “ABD ile ilişkilerimizin düzeldiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Ambargo hala devam ediyor. Ne ABD’den ne de Avrupa’dan mal alıp satmamıza izin veriyorlar. FBI bu işin kontrolünün peşinde. Bebelerimizin ihtiyacı olan süt tozunu gidip Yeni Zelenda’dan alıyoruz, düşünebiliyor musunuz? Ne yapmışız Küba halkı olarak bunu hak edecek,” dedi. “Bu ise bir çözüm bulmak zorundayız,” diye ekledi.

Babası Che’den tüm konuşması boyunca sadece su sözleriyle alıntı yaparak bahsetti: “Halkını tanımak için onlarla birlikte üretimde bulunmalısın!” Su an halkı kooperatifler kurmaya, bunlara katılmaya teşvik etmekle uğraşıyoruz, diyen Aleida, diğer Latin Amerika ülkelerinin, Venezuela, Ekvator, Bolivya…’nın, Küba’nın sosyalizm deneyimini daha üst noktalara getireceklerine olan inancını ifade etti. “Birlikte gerçekleştireceğiz rüyamızı. Ya açlıktan öleceğiz ya da bu çarkı tersine döndürmek için mücadele ederken öleceğiz,” dedi.

Konuşmasında Avrupa ülkelerinin gerçeklerine de değinen Aleida, “Biz elbette size ne yapıp yapmayacağınızı söyleyemeyiz, size olan saygımız bunu gerektirir,” dedi. “Ancak sizin adınıza kaygılı olduğumuzu söylemeliyim. Tüm Avrupa’da özelleştirmeler aldı başını gidiyor. Siz buna tepki göstermiyorsunuz. Siz kendinize dair konularda uyanık değilken, bize yardımcı olmanızı nasıl bekleyebiliriz? Mülteci krizi ile de uğraşıyorsunuz ama bu krizin sebebi de yine sizin ülkeleriniz” dedi.

Son olarak da Sol’a seslendi Aleida: ”Sol’un bir arada durması, küçük parçalara bölünmemesi gerekiyor. Sorunları birlikte çözebilmek için bu güce ihtiyacımız var. Bu güçle hep birlikte, haksızlığı titretiriz!”

Aleida Guevara’yı ayakta alkışladık son sözlerini söylerken. Sonra kendisinin yanına gittim. Yanında şahsen tanıdığım olan Venezuela maslahatgüzarı bayan bizi birbirimize tanıştırdı. Elimde iki sene önce Küba’dayken aldığım, Aleida’nin annesi, Che’nin eşinin kaleme aldığı ”Che’yi hatırlamak” kitabı vardı. Kitabın önceden işaretlediğim sayfasındaki fotoğrafı kendisine gösterdim. Resimde Aleida 17-18 yaşlarında olmalıydı. Küba’daki rehberimiz, Aleida’nin sınıf arkadaşı olduğunu söyleyip, kitabıma bir-iki satır düşmüştü el yazısıyla. Bunu ona gösterdim. Hatırlayamadığını söyledi, güldü.

Kitabımın ön sayfasına şöyle bir not düştü sonra: ”Sevgili Gülay, bu kitabı okumanın seni aileme ve halkıma daha yakınlaştırmış olması dileğiyle!”

Aleida, Che ve Fidel... bunlar gerçek insanlar. Sosyalizm hayallerini gerçekleştirmeye çalıştılar. Aleida Küba için hala çalışıyor. Latin Amerika ülkeleri hala çalışıyor. Umut var. Yalnız Aleida’nin dediği gibi:

“Sol’un bir arada durması, küçük parçalara bölünmemesi gerekiyor. Sorunları birlikte çözebilmek için bu güce ihtiyacımız var. Bu güçle hep birlikte, haksızlığı titretiriz!”






lørdag 22. oktober 2016

Aile birleşimi bir haktır. Bekleme süresi azalmalıdır!

Arkadaşlar, *

Aile hayatı çoğumuz için cok büyük bir önem tasimaktadir. Adem ve Havva’dan bu yana, Ademler ve Havvalar birlikte yaşamaktadır! Aile hayatı bir hak olarak Norveç Anayasasında (paragraf 102) ve Avrupa İnsan Hakları Beyannamesinde (Madde 8) yer almaktadır.

Norveç’te aile birleşiminin çok uzun süre alması son derece üzücü bir durumdur. Çünkü işin içinde çoğu zaman çocuklar vardır. Çünkü uzun beklemeler aile bütünlüğünü tehlikeye atabilir. Çünkü eşinden, sevdiğinden çok uzun süre uzak kalmak, ailesine kavuşup kavuşamayacağını bilememek insani psikolojik olarak büyük ölçüde etkiler. Tüm bunlar, aile birleşimi davalarının çok hızlı bir biçimde bir sonuca bağlanması gerektiğini göstermektedir.

Ancak bunlarin tam tersine, işlem süresinin 13 ile 16 ay arasında, ve 17 ay veya daha fazla olduğu durumlarda bir artış olduğunu görüyoruz. Somali ve Etiyopya’dan gelenlerin davalarında işlem süresinin ortalama 20 ay olduğunu görüyoruz. "Bazı" vakaların işlem sürelerinin 30 ile 40 ay arasında sonuçlandığını görüyoruz. Bu kabul edilemez!

Aile birleşimi davalarında işlem süresi sadece UDI ile değil, aynı zamanda elçilikler ve çeşitli polis bölgelerindeki kaynak durumuyla da ilgilidir. Oslo polis bölgesindeki kaynakların yetersiz oluşu son derece talihsiz bir durumdur.

SV milletvekili Karin Andersen Meclis'te Adalet Bakanı’na şöyle sormuştur: "UDI, kendi internet sitesinde Oslo Polis Bölgesinde aile birleşimi ile ilgili görüşme için bekleme süresinin ortalama 14 ay olduğunu yazmaktadır. Adalet Bakanı bunu kabul etmekte midir? Eğer etmiyorsa, bu süreyi önemli bir ölçüde azalt almak için ne gibi tedbirler alacaktır? "

Adalet Bakanı bu soruyu "korkarım bekleme süresi 11 aya kadar varabilmektedir " şeklinde yanıtlamakla birlikte "bu konuda en uygun tedbirlerin ne olacağını en iyi Oslo Polisi’nin kendisi değerlendirir," diye cevap verebilmektedir! Üstelik Sivilombudsman’in polise kaynak sorununun bakanlığın sorumluluğu altına olduğunun altını çizmesine rağmen! Adalet Bakanı açıkça kaytarmaktadır. Bu yanıt Høyre ve FrP hükümetinin bu konuya hiçbir şekilde öncelik vermediğini göstermektedir.

Arkadaşlar,

Eşiyle birleşmek için 17 aydır bekleyen ve hala bir sonuca ulaşamamış bir vatandaş Facebook'ta şöyle yazıyor:

 “17 aydır bekliyoruz, gün sayıyoruz. Bu iş önce inanılmaz gelirken şimdi artık müthiş saçma geliyor! Şaka mı bu? Bizimle dalga mi geçiyorlar?”

Bu, kabul edilemez! Aile birleşimi davalarında işlem süresini aşağı çekmek için Hükümet UDI´yi ve Polis’i güclendirmelidir. Hükümet, bu davaların en adil ve en yasal bir biçimde ve en kısa süre içinde ele alınmasını sağlamak için Sivilombudsman’in öneri ve tavsiyelerini ciddiye almak zorundadır.

 Aile birleşimi bir haktır. Bekleme süresi azalmalıdır!

 Eşine, sevdiğine kavuşmak üzere bekleyen herkese sabır ve bol şans diliyorum.


 Ilginize teşekkür ederim!



* 22 Ekim 2016 - Parlamento onundeki gosterideki konusma

Familiegjenforening er en rett. Ventetida må ned!


Bilde fra tolkinfo.no
Kjære alle sammen

Familieliv er viktig for fleste av oss. Helt siden Adam og Eva, har Adam’ene og Eva’ene bodd sammen! Retten til familieliv er nedfelt i Grunnlovens paragraf 102 og Den europeiske menneskerettskonvensjonens artikkel 8.

Saker om familieinnvandring betyr UTROLIG mye for de personene det gjelder. Fordi ofte er det BARN som lider med mamma og pappa på hver sitt land over lengre tid. Fordi for noen kan ut av syn være ut av sinn! Familier kan splittes. Og ikke minst er det en STOR påkjenning å måtte vente på en avklaring fra direktoratet i lang tid. Dette tilsier at saker om familieinnvandring bør behandles rimelig raskt.

Men vi ser at andelen saker der saksbehandlingstiden ligger mellom 13 og 16 måneder, og på 17 måneder eller mer ser ut til å øke. For flere søkergrupper, for eksempel fra Somalia og Etiopia, oppgir direktoratet på sine nettsider nå en forventet saksbehandlingstid på 20 måneder. Og «en del» saker er mellom 30 og 40 måneder gamle, og at «enkelte saker» er enda eldre. Dette kan ikke aksepteres!

Behandlingstiden i familieinnvandringssakene skyldes ikke bare forhold hos direktoratet, men også den tiden det tar å forberede saken i førstelinjen, det vil si hos utenriksstasjonene og de ulike politidistriktene. Da er det meget uheldig at ressurssituasjonen i Oslo politidistrikt er alvorlig.

SVs representant Karin Andersen har spurt Justisministeren i Stortinget:  ”UDI opplyser nå på sine hjemmesider om at det er 14 måneders ventetid for intervju i forbindelse med familieinnvandringssøknader i Oslo Politidistrikt. Synes statsråden dette er akseptabelt, og hvis ikke, hvilke konkrete tiltak er og vil bli iverksatt for å få ventetiden vesentlig redusert?”

Justisministeren svarer at ”den reelle ventetiden kan gå opp i 11 måneder, og at den FRYKTES å kunne bli lenger”, MEN at ”han legger til grunn at Oslo politidistrikt selv vurderer hvilke tiltak som er mest hensiktsmessige.”

På godt norsk betyr det at justisministeren ikke vil sette i gang noen konkrete tiltak og det betyr at han ikke vil prioritere politiet med flere ressurser til tross for at Sivilombudsmannen påpeker at ”Uten tilførsel av ytterligere ressurser er det vanskelig å se at saksbehandlingstiden i slike saker vil kunne reduseres til et akseptabelt nivå.”
På godt norsk betyr det at justisministeren ikke vil løfte en finger. På godt norsk betyr det at Høyre-FrP regjeringen ”couldn’t care less”!

Kjære venner

Dette er et sitat på Facebook fra en som nå har ventet i 17 måneder for å få sin kjære hit og som ennå ikke har fått det:

”17 months waiting and counting! its gone from incredible to plain ridiculous!..It's a joke! Someone must be having a laugh!”

Dette kan vi ikke akseptere! Vi må kreve at regjeringen styrker UDI og politiet for å ta saksbehandlingstiden ned. Vi må kreve at regjeringen tar Sivilombudsmannens forslag og anbefalinger på alvor for å sikre en mest mulig rettferdig, rettssikker saksbehandling og kortest mulig saksbehandlingstid!

Familiegjenforening er en rett. Ventetida må ned!

Lykke til alle som venter på å forent med sine kjære!

Takk for oppmerksomheten!

søndag 9. oktober 2016

Rusproblemer følger sosiale- og klasseskiller i Oslo

I en nylig rapport fra Velferdsetaten står det at:

"Å gi et korrekt anslag for antall personer som får kommunale- eller spesialisthelsetjenester på bakgrunn av rusmiddelproblemer er utfordrende. Dersom man tar utgangspunkt i BrukerPlan kartleggingen som ble gjennomført av åtte bydeler i 2015, har de gjennomsnittlig 6,9 kartlagte pr 1000 innbygger 18 år eller eldre. Det er store forskjeller mellom bydelene. Bydelene Gamle Oslo, Sagene og Stovner har mellom 10 - 11 kartlagte pr 1000 innbygger, mens bydelene Frogner, Ullern og Vestre Aker har om lag 3 kartlagte pr 1000 innbyggere."

Folk i Oslos øst er altså tre ganger mer representert i rusutfrodringer enn i Oslos vest. Når 1 377 personer har hatt ett eller flere opphold ved Velferdsetatens (VEL) rusinstitusjoner i 2015, kan man da si at ca. 320 av disse har vært fra Oslos vest, mens flere enn 1000 av dem har vært fra Oslos øst. Dette viser at rusproblemer følger mønsteret i den sosiale og klassedelte byen som Oslo er blitt.

Les hele rapporten her: HELHETLIG RUSSTATISTIKK OSLO KOMMUNE 2015

Effektivitet og tillit i omsorgsarbeid

Kunsten i omsorgssektoren er å balansere mellom effektive arbeidsprosesser og innovasjon på den ene siden, og sette den omsorgstrengende i sentrum og gi individuell omsorg ved hjelp av et tillitsbasert samarbeid mellom omsorgsmedarbeidere, hjelpetrengende og pårørende på den andre. Byrådet i Oslo med byråd Inga Marte Thorkildsen i spissen forstår disse aspektene godt og reformerer helse-Oslo på en ikke-profitt- men tillitsbasert måte. 

Nærhet til pleietrengende og tillit er viktige stikkord i dette arbeidet. Det skal være pleietrengendes individuelle behov som skal styre tilbudet de får, ikke lønnsomhet i driften. Tillit skal ligge i bunn for samarbeidet mellom pasienten, dens pårørende og yterne av helsetjenestene, ikke overdreven bruk av rapportering og måling. 

Effektive arbeidsprosesser og velferdsteknologi er kjempe viktige verktøy i helsearbeidet. Teknologiske løsninger kan brukes som verktøy i de kommunale helse- og omsorgstjenestene og for å hjelpe mennesker til bedre å mestre eget liv og helse. Omsorgstjenestene utgjør 1/3 av den kommunale virksomhet. Det som skjer i omsorgssektoren er derfor avgjørende for hele kommunen. 

Samtidig kan ingen prosesseffektivisering eller innovasjonsteknologi erstatte den menneskelige omsorgen. Det er kraften fra mennesket til mennesket som helbreder; det er de varme hendene som får den hjelpetrengenede til å mestre sin svakhet, sin hverdag. Derfor er det ytterst viktig at ansatte i omsorgssektoren får gode arbeids- og utviklingsvilkår selv. 

Ikke profitt- men tillitsbasert omsorgsarbeid er et godt stykke på vei til et varmt samfunn og en helt annen tilnærming enn den høyresiders byråder har hatt i Oslo de siste 18 årene!